Bazı şeyler var ki ne kadar çok istersen, o kadar uzaklaşır senden.
Ne kadar içten olursan ol, samimiyetin bile duvara çarpar.
Defalarca denersin, kapısını çaldığın yerden bir kez olsun ‘gel’ denmesini beklersin… ama olmaz.
Ne bir ses, ne bir adım.
Sadece sessizlik.
Soğuk, keskin, inkar eden bir sessizlik.
Ve zamanla anlarsın;
karşılıksız olan sadece duygular değilmiş,
emek de öyleymiş, sabır da.
Beklemek, bekledikçe insanı içinden eksilten bir şeye dönüşür.
Ve umut, en ağır yük halini alır.
Çünkü her bekleyişin sonunda,
biraz daha az kalırsın kendinden.
Sonra susarsın.
Soru sormazsın artık, açıklama beklemezsin.
Çünkü her cevapsızlık, her vurdumduymazlık, zaten gerekeni anlatır. Sonra bir bakarsın zaten beklenmiyor olduğunu gitmenin beklendiğini görürsün. Ve kader bir şekilde bunu sana gösterir. Beklemezsin ama bir haber gelir. Hemde apansız. Anlarsın ki verilmeyen imtiyaz sanaymış. Anlarsın ki sana ayrılmayan sana çok görülen her şey başkalarına reva görülürmüş. Ve o an her şeyin boş olduğunu anlarsın.
Kimi insanlar seni değil, sadece kendi rahatlarını önemser.
Ve sen ne kadar sevsen de, ne kadar iyi dursan da,
kendilerini senden üstün görürler.
Şimdi artık hiçbir şey istemiyorum.
Ne bir dönüş, ne bir açıklama.
Ne geçmiş hesabı, ne gelecek vaadi.
Sadece yorgunum. Kalbimden hemde.
Ve artık insanların içimdeki yerini değil,
varlığını tamamen silmenin daha sağlıklı olduğunu öğrendim.
Artık kimseye kırgın değilim.