Barış

Barış
@Mozzarella
Sorgulanmamiş bir hayat yaşanmamış demektir. Socrates Kara cehalet bizi yanlış yola götürür. Ey! Biçare ölümlüler, gözlerinizi açın! Leonardo Da Vinci

Barış

, bir kitap okudu
9/10
·88 syf.·
23 saatte okudu
·
Okunma: 14 Nisan 2026 08:37
·
2026 28. kitabı
Emrah Safa Gürkan
8.5/10 · 727 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Nerede din, orada sömürü
Toplumun bu hızlı sekülerleşmesi, adeta devlet içinde bir devlet olan, eğitimi tekelinde bulunduran ve birçok mali imtiyazdan faydalanan kilisenin hedef tahtasına kalmasına yol açtı. Dinden güç alan sadece papazlar değildi hiç kuşkusuz; sekülerleşme süreci monarşiyi de zora sokmuştu. Hükümdarın tek bir dokunuşla sıraca hastalığını iyileştirebildiğine artık daha az kişi inanıyordu.
16. Louis'nin sonu
Yargılama 11 Aralık'ta, bizzat Konvansiyon'da başladı. ihaneti reddetmekle beraber, avukatının asıl stratejisi kralın dokunulmaz olduğuydu; fakat vekiller bu dokunulmazlığın ancak anayasal sınırlar içindeki faaliyetlerini kapsadığına karar verdiler. Zaten kanıtlar da sağlam olduğundan, 15 Ocak'ta Louis oy birliğiyle (693'e O) suçlu bulundu. Jirondenlerin son taktiği idamın halk tarafından onayianmasını istemek oldu; taşranın, başkentin radikalliğini paylaşmayacağını hesaplıyorlardı. Ancak bu oylamada da istediklerini elde edemediler. 424'e karşı sadece 283 oy alabilmişlerdi. Oylamanın son ayağı, krala verilecek cezayı belirleyeceği için daha kritikti; 721 vekilin 361 'i idam dedi. Yapılan ikinci oylamada fark daha da açıldı ve 380'e 310 oyla bileti kesilen vatandaş 'louis Capet"nin artık "şah"ane olmayan kafası 21 Ocak 1793'te giyotin sepetine düştü. 'Töhmet altındaki bir kral kurtarılabilir mi? Yargıçların huzuruna çıktığı anda ölü sayılır." diyen Danton yanılmamıştı. Kraliçe'nin, kendisini takip etmesi için birkaç ay daha geçmesi (16 Ekim) ve ortamın daha da gerilmesi gerekecekti. Bu ayların sayısı belki fazla değildi, ancak her biri büyük değişimlere gebeydi.
Voltaire, Diderot, Ruso çok yaşa!
On sekizinci yüzyılın ikinci yarısında Fransız toplumu belirli bir bilinç düzeyine erişmişti. Daha çok insanın okuması; Aydınlanmanın ortaya koyduğu bireycilik, akılcılık, eşitlik gibi kavramların yaygınlaşması ve otoritenin sorgulanmaya başlaması demekti. Kralın yetkilerinin göklerden değil, ilk toplurnlara dayanan bir "Sosyal Sözleşme"den geldiği fikri, egemenliğin bir tek kişiye değil, millete ait olduğu inancını pekiştirdi. Kuvvetler ayrılığı kavramı iktidarın denetimi kavramını ortaya atarken; akılcılık, meşruiyetini kadim olmasına da- yandıran kilise ve monarşi gibi geleneksel kurumların eleştirilebilmesine imkan sağladı.
14 Temmuz'da Parisiiierin Bastille'i ele geçirmesine tarihlense de, Fransız ihtilali tek bir olaydan ibaret değil. Onu kampiike yapan da bu zaten. Tek bir kırılma anından söz edemeyeceğimiz gibi, ihtilali tek bir döneme ayırmak da imkansız. Feodal sistemi tasfiye etmek için siyasi mekanizmalar içinde bir çözüm bulmaya çalışarak başlanan devrim kısa sürede radikalleşti. İlk başta, kişisel hakları güvence altına almak, hukuki eşitliği sağlamak, adaletli bir vergi sistemi inşa etmek gibi ılımlı hedefierle yola çıkılmıştı belki ama, birkaç sene içerisinde, kiliseleri kapatan, kendine yeni bir din ve takvim icat eden, pogromlarla masum insanları katleden ve aralarında birkaç sene öncesinin kahramanlarının da bulunduğu binlerce kişiyi hukuksuzca giyotine gönderen bir devrim çıkacaktı karşımıza. 1789 ile 1794 arasında beş değil, yüz yıl vardı sanki.