Çoğunluk yasası her zaman demokrasiyle, özgürlükle ve eşitlikle eşanlamlı olmuyor; kimi zaman zorbalıkla,
köleleştirmeyle ve ayrımcılıkla eşanlamlı oluyor.
Sömürgeciliğin hoyratlığından, ırkçılıktan, yabancı düşmanlığın-
dan çekmiş olanların kendi milliyetçi hoyratlıklarının, kendi ırk-
çılıklarının ve kendi yabancı düşmanlıklarının aşırılıklarını ba-
ğışlıyoruz, hatta bu yüzden en azından oluk oluk kan akmadık-
ça, kurbanlarının kaderleriyle hiç ilgilenmiyoruz.
Ülkeleri bağımsızlığa götüren-
ler milliyetçilerdi; onlar vatanın babaları oldular, daha sonra
onlarca yıl dizginleri ellerinde tutan onlardı ve bütün bakışlar
beklentilerle, umutla onlara yönelmişti. Hepsi Atatürk kadar açıkça laik ve modernlik yanlısı değildi, ama dayanak noktaları
hiçbir zaman, bir bakıma bir yana attıkları din olmamıştı.
Batı'da toplum dinini modernleştirmiştir; Müslüman dünyasında, olaylar aynı şekilde gelişmemiştir. Bu din, "modernleştirilemez" olduğu için değil -bunun kanıtı ortaya konmamıştır- ama toplumun kendisi modernleşemediği için..
Kendilerinden emin olan toplumlar yansımalarını güven verici, huzur dolu, açık bir dinde bulurlar; güvensiz toplumlarsa korkak, bağnaz, çatıkkaşlı bir dinde.