Emrah Safa Gürkan

Emrah Safa Gürkan

Yazar
8.3/10
1.027 Kişi
·
2.385
Okunma
·
292
Beğeni
·
4.798
Gösterim
Adı:
Emrah Safa Gürkan
Tam adı:
Doç.Dr. Emrah Safa Gürkan
Unvan:
Akademisyen, Yazar
2003 yılında Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun olduktan sonra, gene aynı üniversitenin Tarih Bölümü’nde Prof. Halil İnalcık’ın danışmanlığında 16. Yüzyılda Batı Akdeniz’de Osmanlı korsanları üzerine hazırladığı tezle 2006 yılında yüksek lisans derecesini aldı. Doktora çalışmalarını 2012 yılında Georgetown Üniversitesi’nde Osmanlı-Habsburg rekabeti çerçevesinde 16. Yüzyıl Akdenizi’nde İstihbarat konusu üzerine tamamladı. Medeniyetler arası diplomasi, saray hizipleri, Osmanlı stratejisi ve karar alma mekanizması, serhat çalışmaları, korsanlık, kölelik ve ihtida konuları üzerine uzmanlaşan Gürkan çeşitli uluslararası dergilerde makaleler yayınladı.
Doğası gereği kadının erkekten daha aşağı bir konumda olduğunu hâlâ düşünenler varsa, kendilerine bir tutam muasır medeniyet seviyesi tavsiye etmekten fazlasını yapamayacağız.
Emrah Safa Gürkan
Sayfa 10 - Kronik Kitap
Araba camlarına çekilen siyah filmlerin yasaklanmasına tepki gösterip hükümete geri adım attıran halkımız,kütüphane eksikliğini bir kere bile gündeme getirmeyi akıl etmiyor. Çünkü zaten kendisi de okumuyor,okuyorsa da bunu kendi imkânlarıyla yapmak zorunda olduğuna çoktan kâni olmuş.
Kendi hayatımızda hiçbir yerde uygulamadığımız, uygulamayacağımız kriterleri birbirimize dikte etmekten vazgeçmediğimiz ve modern tabirle "duyar kasmak"ta ısrar ettiğimiz sürece, ülkemizdeki tüm orjinalite potansiyelini yok eden tek tipleşme ve entelektüel çölleşmenin önüne geçmemiz mümkün olmayacaktır.
Emrah Safa Gürkan
Sayfa 6 - Kronik Kitap
Güçlü savaş gemileri için hafif ve kolay hızlanan korsan gemilerini yakalamak oldukça zordu. Mesela ağır ve en boy oranı yüksek savaş kadırgaları kürekle seyrederken kalyetelerle rekabet edememekteydi; bunların korsanları yakalaması ancak rüzgârlı havalarda yelken açmalarıyla mümkündü. Ancak burada da yelken açana kadar korsan kalyetelerini kürekle kovalamak ve gözden kaçırmamak gerekmekteydi. Ağır çektirilerin kürekle gittiklerinde dezavantajlı durumda olduklarını bilen korsanlar ise takip edildiklerinde hemen gemilerini rüzgâra karşı sürer ve büyük gemiler yelkenlerini açana kadar arayı olabildiğince açmaya çalışırlardı. Yelkenle yapılan kovalamacalarda ise rüzgârın dalgalandırdığı deniz alçak güverteli ve ince kalyeteleri yavaşlatmaktaydı." Ayrıca bu kovalamaca uzun süre küreklerle sürdürülemezdi, korsan gemisi de yelken açmaya mecbur kalacak ve rüzgârı arkasına almak için geri döndüğünde ise takipçisiyle burun buruna gelecekti.
Nasıl 1ci sınıf tıp öğrencilerinin acemiliklerini vücudumuzun üzerinde atmalarına izin vermiyorsak, konunun uzmanı olmayan insanların ilk akla gelen indirgemeci fikirlerle beynimizi iğfal etmesinine de müsaade etmemeliyiz
Patates deyib keçmeyin, Rusyayı bir dünya gücü yapan bu karbonhidrat zengini bitkidir, yokluğunda neler ola bileceğini en iyi İrlandalılar bilir ! Lamadan büyük binek hayvanı olmayan Amerika da atla tanışmasını bu Kolombun Mübadelesine borçluydu.
Doğası gereği kadının erkekten daha aşağı bir konumda olduğunu hâlâ düşünenler varsa, kendilerine bir tutam muasır medeniyet seviyesi tavsiye etmekten fazlasını yapamayacağız.
Tarih değişimin, ama en çok da kavramların değişiminin ilmidir, yoksa birincil kaynaklar üzerine odaklanmanın manası nedir ?
Mehmet Şimşek'e göre günde internet kullanımına sekiz dokuz saat harcayan Türk Halkı kitaba sadece bir dakika ayırmakta.
Şeri hukuk tarafından faizin açıkca yasaklanmasına rağmen, tek fonksiyonu faizle borç vermek olan para vakıflarınını fetvalarıyla meşrulaştıran bizzat Şeyhülsilam Ebussuud Efendi değil midir ?
592 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Kitabı yorumladığım video yayında bağlantıya tıklayarak ulaşabilirsiniz :) https://www.youtube.com/...u5Gmi-X_Lg&t=25s

Çok uzun süredir bu kitabı tanıtmak istiyordum ancak fırsat bugüne kısmetmiş. Bu kitabı okumadan önce Osmanlı tarihi üzerine ve Akdeniz ile ilgili de birkaç kitap okudum ki temelimi sağlama alayım. Emrah Safa Gürkan kitabı olabildiğince basit yazmaya çalışmış yani akademik terimlerden ziyade okuyucuyu sıkmayacak bir şekilde belirtmiş bundan dolayı size ağır gelmeyeceğini düşünüyorum. Ayrıca kitabı okurken göreceksiniz o kadar çok kaynak kullanmış ki İngilizceden tutun da Katalancaya kadar birçok dilde kaynak ve arşiv kullanmış olduğunu görüyoruz. Zaten yazarımız 7 8 dil bilen alanında çok uzman biri bundan dolayı da aslında kitabın 10 yıllık bir çalışma olduğunu işitiyoruz. Bilkent'te okumuş Amerika'da yüksek lisans yaptığını hatırlıyorum ve doktora hocası da Mcneil'in oğlu olduğuna göre gayet kaliteli bir kitaptan bahsediyoruz.

Şimdi kitabı arka sayfasından okumakla birlikte yorumlamayı düşünüyorum. *Osmanlı* adını verdiğimiz korsanlar hangi etnik kökenlerden gelmektedir? Abi burada o kadar etkilendim ki Alman, Felemenk, Fransız, Macar ve Ruslar gibi çeşitli etnik kökenlerin gemilerde cirit attığına şahit oluyoruz. Çünkü 16'ncı yüzyıla baktığımız vakit pek fazla iş ve meslek olmadığından dolayı paralı askerlerden tutun da hırsızına kadar birçok insan tipini gemilerde görebiliyoruz. Tıpkı Midilli'deki Barbaros ve Hayreddin kardeşlerde bunu görebiliyoruz çünkü onlarda kendilerine ekonomik bir alan yaratamadıkları için korsanlığı tercih etmesi gibi.

Tabii burada yazıya bir ara vermek ve sizi videoya yönlendirmek istiyorum çünkü burada anlattıklarım videodan yazıya aktardığım şeyler. Umarım beğenirsiniz videoyu :)
304 syf.
·11 günde·Beğendi·9/10 puan
İnceleme 09 Ekim 2020 Tarihinde Hozomuz tarafından alıntılanarak paylaşılmıştır, sevgiler Hozom. :)
https://twitter.com/...664627259744257?s=20

Birincil elden olmayan kaynaklarla Tarih üretimi yapan insanların tarihe en büyük zararı verdiği ortadadır. Günümüzün bir hesaplaşması olsa da, geçmişte de benzer şeylerin olduğu, gelecekte de devam edeceği ortadadır. Bilginin hava atmak, başka birine üstünlük kurmak gibi basit şekilde kullanılmaya çalışıldığı yerlerde gelişmişlik ya da doğrunun öğrenilmesi pek gerçekçi değildir.

Benim Emrah Safa Gürkan yani ESG Hocamla tanışmam son dönemlerde popüler olması ile alakalı değildir. Kronik yayınlarına ait kitap arşivim oldukça fazladır, bu nedenle daha önce çıkarmış olduğu “Sultanın Casusları” ve “Sultanın Korsanları” nı bilmekteyim. Lakin o kitaplar kendisinin bitirme tezidir aynı zamanda. Hem akademik bir dili vardır hem de benim ilgimi çeken şeyler değildir. O yüzden o kitaplara merakım olmadı, bu kitabı okurken içinde geçen bolca korsanlık konulu metinlerde beni o kitapları okumaya sevk etmedi maalesef. Herkesin bilgi birikimini odakladığı yer çok çeşitlenemez belki de, her konuya merak salamaz benim düşünceme göre, o yüzden o konuyu daha çok sevenlere ve merak edenlere bırakmak iyidir düşüncesindeyim.

Bunun haricinde elbette takip ediyorsanız İlker Canikligil’in ESG Hocamızla FluTv’de yapmış olduğu program asıl patlama alanıymış gibi gözükmektedir. Evet öyledir de, tarih belirli insanların tekelindeydi ülkemizde ve TV’lere sürekli onlar çıkıyordu, YouTube üzerinden yapılan yayında herhangi bir kısıtlama olmadığı için, hem istediği gibi konuşabildi, hem de herhangi bir sansüre uğramadı. Ben İlker Canikligil’le IFA yani İstanbul Film Akademisi’nin YouTube kanalında yaptığı “Olmaz Öyle Saçma Şey” programıyla tanımıştım ve tüm programlarını da izlemiştim. Bir sinema öğrencisi olmamama rağmen, onun sayesinde aldığım bilginin haddi hesabı yoktur. IFA ile yolları ayrıldı, artık kendi koltuğunda FLU TV’de devam etmektedir. İncelemeyi okuyan okura not, kesinlikle izleyin ve takip edin.

Şimdi giriş kısmını hallettiğimize göre SPOILER içeren incelememize geçmemizin vakti geldi. Tarih başlı başına SPOILER’dır ama olsun, biz uyarımızı yapalım. Bu kitap ne anlatmaktadır, ESG Hocam neyi hedeflemiştir, kitabı alan okur, kitabın son sayfasını kapattıktan sonra kitaptan ne almış olabilir?

Öncelikle Emrah Safa Gürkan’ı izliyor veyahut Twitter’dan takip ediyorsanız, ürettiği argüman ve konular itibariyle yetişmesi zor bir insan olduğu gerçektir. Ne yazdıklarına ve bilgisine yetişmek zor anlamında diyorum. Kitapta da bilgi birikimin verdiği özgüven ve argümanla okuru ciddi anlamda bilgiye boğmaktadır. Bu kitabı okuyan okur, “okuması çok basitti, hiç zorlanmadım” derse, gerçeklikten uzaktır, çünkü ESG Hocamızın dili her ne kadar basit olsa da, kullandığı yabancı terimlerin çokluğu ve bilgisi dahilindeki konuların çoğu, ülkemiz insanının ilk defa karşılaştığı konulardır. Birçok şeyi not alıp, sonra tekrar bakmakta fayda olacağını kitabı okumayı düşünen okurlara salık vermekte fayda olacağını düşünmekteyim.

Girişinden itibaren dikkatinizi vermeniz gereken bir kitapla karşı karşıya olduğunuzu, bu kitabın laf olsun diye yazılmadığını, ülkemizde bilinen bir çok tarihi olayın ya da konunun aslında öyle olmadığını aktardığı için bolca örnekler verdiğini belirtmek isterim.

Nedir bu konular peki, kitabın içerisinde ne ile karşılaşıyoruz?

1- Osmanlı tarih sayfasından nasıl ortadan kalktı, Osmanlı2nın dağılmasında kadının parmağı var mı?
2- Yeniçeriler sadece isyancı mıydı?
3- Batı mı çok ileri gitti, biz mi geri kaldık?
4- Matbaanın icat edilmesi, icat edenin ve Osmanlı’nın matbaa ile geç tanışması,
5- Coğrafi keşifler (Osmanlı neden Amerika’ya gitmedi?)
6- Neden tüm kaşifler batıdan çıkar?
7- Osmanlılar Türk’müydü?
8- Roma ya da Viyana’yı Osmanlı alaydı, ne olurdu, daha farklı şeyler mi olurdu?
9- İstanbul’un Fethi ve efsaneler,
10- Cervantes İstanbul’a geldi mi?
11- Yanlış kullanılan kavramlar.

Yukarıda ana başlıkları yazdığım konular üzerinden ilerliyor kitap, birkaç ana başlığı yazmamış olabilirim, onları da okur kendisi keşfedecektir.

Yeniçerileri biz genelde nasıl biliyoruz, bize nasıl aktarılıyor, Padişah indiren, padişah çıkaran askerler olarak biliyoruz ve genellikle Yeniçeri İsyanlarını duymuşuzdur ama okulda ne öğrendiysek odur, daha fazlasını incelememişizdir. Kitapta ise bu konunun derinine çok inmeden, okuyucuyu da sıkmadan çok güzel anlatıyor ESG Hocam, yeniçerilerin toplumla yakınlaşması nedeniyle, halkın talepleri doğrultusunda hareket ettiğini de sunuyor. Tabii ki burada kendi çıkarları da olmakla beraber, öğrendiğimiz bilgilerin Yeniçerilerin sadece isyan çıkaran askerler olmadığını bir kez daha göstermektedir.

Batı’nın hep olmasa da özellikle Coğrafi keşifler, Sanayi Devrimi gibi konulardan sonra ciddi anlamda ileri gittiğini biliyoruz. Lakin Osmanlı’nın neden Batı’ya ayak uydurmadığını detaylıca düşünüp araştırmıyoruz. İnsanların genelde düşüncesi Osmanlı’nın kapalı yani muhafazakar ya da yobaz bir düşünceye sahip olduğudur. Osmanlı’nın kendi işleyişi elbette vardır, bunun için çok sonraki dönemler hariç ve çıkar anlaşmaları hariç, ne içeride ne dışarı kendilerine rakip çıkarmadığı, yayılmacı bir politika izlese de, daha sonra Hristiyan ülkelerin birleşip bir şekilde Osmanlı’ya dur dediğini biliyoruz. Bu evrede Osmanlı kendi kendine yeten, zaten ticaret yolları nedeniyle, ticareti de kontrol edebildiği bir dönemdedir.

Günümüzde savaşlar enerji ve yer altı kaynakları için çıkıyor diyebiliriz. Günümüz derken son 100 yılı bu konuya dahil edebiliriz. O dönemlerde ise ticaret çok önemliydi, coğrafi keşiflerin çıkmasının bir nedeni ise Batı ülkelerinin Hindistan’a başka bir yoldan ulaşmak istemesiydi. İpek ve Baharat yolu onların çıkarına değil, bağımlı olmalarına neden oluyordu. O yüzden farklı yollar aranırken, Amerika keşfedilmişti. Amerika ise bilinenin aksine 1000’li yıllarda Vikingler tarafından keşfedilmiş, arazinin elverişsiz oluşu ve Vikinglerin işine yaramayacağı içinde yerleşmelerine gerek olmamıştı.

Osmanlı, Batı'nın ilerleyişine ayak uyduramazken, coğrafi keşiflere de katılmamıştır. Osmanlı’nın Coğrafi keşiflere katılmasının ya da Amerika’yı keşfetmesinin MANTIKLI bir tane argümanı benim açımdan olmaz, keza ESG Hocam da bu konuya değiniyor. Eğer harita kullanmayı biliyorsanız, Osmanlı’nın olduğu yer ile Amerika’nın olduğu yere bakmanız yeterli olacaktır. Zaten ticaret yapabildiği bir yer varken, neden onca yolu gitmeye çalışsın, neden olamayan ya da yeterli olamayan diyelim Deniz Gücü ile böyle bir telaşın ya da çabanın içine girsin? Girmemişte zaten, gerekte yoktur, kitapta bunun nedenlerini de öğreneceksiniz. Daha sonra tabii ki Batı bu işten fada sağlarken, Osmanlı ticaret gemileri limanlardan dışlanmaya başlayacaktır. Eh bu seferde işin içine korsanlık girecektir… Bunların hepsi dönem dönem incelenmesi ve üzerinde durulması gereken konulardır, kitapta buna ulaşacaksınız.

Osmanlı'nın gelenekçi yapısı tabii ki yeniliklere karşı hemen kapılarını açmamış ya da kendisi yenilik taraftarı olamamış gibi gözükebilir, bir çok konuda kendisi de yenilikçi düşünce veya devlet kavramından ziyade yayılmacı politikayı amaç gütmüş gibi durmaktadır. Osmanlı'da şu durum olmuştur çoğu dönemde, bir yenilik varsa alınıp konmuştur, kendileri geliştirmemiştir. Kitaptan aldığım bilgilerde, özellikle halkın gelişmesi açısından bir uğraşı olmasa da, halkı kandırmak üzerine ticaret yapanlara karşı göz açtırılmamışa ve o konuda halkın korunduğunu öğrendim. Ticaretten kar elde edilmesi zaten hoş görülmeyen bir davranışmış ve bu konuda kar sağlamaya çalışanlar sağlam cezalara çarptırılmış gözüküyor. Yani kapitalizm yanlısı olmayan bir yapı var karşımızda. O yüzden kapitalizm çok sonraları bu topraklara girmiş, Osmanlı sömüren değil sömürülen olmuştur. Tam tersi de pek ala olabilirdi elbet ama olmamış.

YouTube üzerinden kanalımda yayınladığım “Neden Okuyoruz?” adlı video da matbaa ve Osmanlı ile alakalı şu savı savunmuştum. Matbaa Osmanlı’ya geç mi geldi, yoksa Osmanlı’nın Matbaa’ya ihtiyacı mı yoktu? Nasıl yoktu derseniz cevap basittir, okumaya hevesli bir toplum yoktur. Osmanlı’dan günümüze ne belge bakımından ne görsel açıdan pek malzeme yoktur, bunun nedeni en azından kitap bakımından talebin olmaması, yazma ve okumaya merakın talep edilmemesidir. Bu talebe karşı hiçbir devlet karşı duramaz, keza Avrupa’da matbaa ile başka bir devrim yaşanmıştır, cidden hükumetler ya da krallıklar yıkılmıştır diyebiliriz. Çünkü birileri artık yazabiliyor, yazdıklarını çoğaltabiliyor, daha fazla kitleyi harekete geçirebiliyordu. Kısacası sorgulama dönemiydi. Ama bu durum Osmanlı’da konuşmak ve anlatmak biçiminde kalmıştır. Yani yazmaktan çok anlatmayı seven bir toplumduk, hala değişen bir şey yok, bunu deneyimlemeniz için 300-400 yıl geriye gitmenize gerek yoktur.

"Bir icadın yapılması ile yayılması arasında önemli bir fark olduğunun notunu düşelim(...)

Matbaayı da aynı şekilde Çinliler daha önce bulmuştu ama geliştiren Avrupalılardı." #67720338

İncelemeyi uzatmamak adına burada kesiyorum, kitabın okura verdiği en önemli şeylerden biriside kalıplaşmış şeyleri doğru olarak kabul etmek yerine araştırmanın gücünü elinize almanızdır. ESG Hocam, hayali senaryolarla çekilen dizilerin, uydurma tarihçilerin ürettiği kitapların ne kadar gerçek dışı olduğunu, insanların kanmak ve kandırılmak üzerine nasıl bir felakete sürüklendiğini gözler önüne sermektedir. Bunlar bilinen gerçeklerdir ama insanların kabul etmediği gereklerdir.

Osmanlı’ya sempati kazandırmak için yapılan dizilerin, filmlerin, yazılan kitapların hiçbir yararı yoktur. Olmayan şeyleri belirli bir yere kadar gündemde tutabilirsiniz, daha sonra bütün hepsi çökecek ve onun peşinde koşanlarla onları üretenler bu boş hayalin içinde kaybolacaktır.

Yavuz Sultan Selimin'in portresi gerçek midir? Rivayete göre İstanbul'un Fethi Bizanslıların açık unuttuğu bir kapıdan girilerek mi yapılmıştır, gemiler karatan yürütülmüş müdür, yürütüldüyse nasıl, Osmanlı da Kadın'ın nasıl bir yeri vardı, sorularına ve daha fazlasına cevap bulacaksınız.

ESG hocamızın genellikle keskin yorumları bazı konularda orta yolcudur. Ne oraya ne buraya tarzı yorumları elbet vardır, kimi zaman sağcı, kimi zaman solcu, kimi zaman ortacı kendi deyimiyle omurgasız ilan edilmektedir, bu savlarında da haklıdır, öyle olmaktadır. : )

İster kitaplarını okuyun, isterseniz son zamanlarda çıkmadığı kanal bırakmadığı kanalların videolarını, isterseniz FLU TV’de ki “Olmaz Öyle Saçma Tarih” programını takip edin, isterseniz de Twitter’dan takip edin. Aynı fikirde olmadığınız konular elbet olacaktır, bu da çok normaldir, o yüzden sırt çevirmeyin ve alabildiğinizi alın, gerisini atın. Kendisi diyor, ben demiyorum sevgili Bogomiller. Aha bu da onun lafıdır. Benimde katılmadığım birçok görüşü var ama ben alabildiğimi alıyorum.

Bunca yazdığımıza göre, kitabı da önereceğiz elbet. Alın okuyun, beyninizin çalışmasına fayda sağlayan zorlamalara da merak salın.

Sağlıklı günlere sevgili okurlar, KORONASIZ günlere…

Eh sosyal mesajı da verelim “EVDEKAL”
304 syf.
·3 günde·8/10 puan
Kitabın adı "BUNU HERKES BİLİR" Çünkü hoca bizi bilgisiyle, kültürüyle
tokatlamak istemiş. İçindeki hiçbir şeyi bilmiyordum. Bildiklerim de yanlışmış
zaten :) Tarihin tatlı küçük yalanları oldukları ortaya çıktı.
Son derece donanımlı bir tarihçinin bilgi bombardımanına hazır olun.
Latince, Osmanlıca, Farsça biliyormuş ve İngilizce,Fransızca,İspanyolca,
Portekizce konuşabiliyormuş.(Konuşmayı seviyor belli) Üsluptaki sert,
okuyucuyu ezen, ötekileştiren tınıya takılmazsanız ağzınız kulaklarınızda
okursunuz efendim. O dilden bu dile; bir konudan diğerine beyninizi
yakacak bir tecrübe olacağını garanti eder, bunları gerçekten herkesin
bilmesini temenni ederim :)
304 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Flu tv sayesinde tanıdığım daha sonra severek izlediyim 7 8 dil bilen, papyonlu sağçı ve solçu olmayan tarihçi ESGnin önemli kitaplarından biridir. Kendi tabiri ile plazada çalışan, siqara içmek için 14 kat inen beyaz yakalılar için yazdığı bu kitap çok basit şeyleri anlatıyor aslında. Popüler olanın kötü olmak zorunda olmadığı, bilginin edinilen diğil de keşfedilen birşey olduğunu anlatıyor.Tarihçilerin uydurdukları şemalar dahilinde düşünen insanları derinden sarsacak ve en önemlisi benim bu kitapdan aldığım 2 şey vardır. Kitap okumak ve dil öyrenmek . Dil öyrenmek için kitapları orijinalından okumak. Kitapın sonunda türkçe ,almanca, ingilizce önerileri yapmış.
304 syf.
·17 günde·Beğendi·9/10 puan
Bunu herkes bilir , son zamanlarda tarih alanında okuduğum ve en keyif aldığım kitaplardan biri oldu. Herkes bilir diyor fakat konuların çoğunun aslını bilmiyoruz, kendi tarihimize ne derece hakimiz belki buna dikkat çekiyor kitap. Hepimizin aklında olan geçmişe yönelik sorulara en güzel cevaplar var bu kitapta aslında.
Neden Tüm Kaşifler Batıdan Çıkar? Bölümü gerçekten çok zevk alarak okuduğum yer oldu.
Gene Osmanlılar Türk Müydü? ve Nerede Hata Yap(ma)dık? Kısımlarını da şiddetle tavsiye edeceğim.
276 syf.
·10 günde·10/10 puan
Tarihteki yanlış sorulara doğru cevaplar! Daha soruyu bile doğru soramazken cevaplarımız ne kadar geçerli olabilir ki? Yıllardır kadın ezici tarih yazıcılığının sonunda tatmin edilir soru cevaplarını vermiş. Yeniçerilerden coğrafi keşiflere, Osmanlı'nın Türklüğünden İstanbul'un Fethi'ne bir çok tartışılır konuyu bilimsel argümanlarla bize sunmuş. Tarihin duygusal okuyucularının rahatsız olacağı yerler vardır eminim, ama ben tatmin edici cevaplar buldum. Biraz gerçekleri konuşalım...
Tarihi çok seven biri olarak bize öğretilen, nesillerdir anlatılan, sınavlarda sorulan, maddeleştirilerek bize sunulan basit tarihsel argümanların arasında hep bir kopukluk olduğunun farkındaydım. Beni rahatsız eden birçok argümanın ve cevaplanamayan sorularımın arka planını daha net buldum bu kitapta.
Kitabın ve hocanın tarihi aktarışındaki en güzel yanı bütüncül bir bakış açısına sahip olması ve tarihi parçalar halinde ele almaması. Bazen ağlanacak halimize güldüm kitapta. Bu ülkede tarih bilimcilere de güvenemeyeceğimizi çok iyi biliyorum. Bilimden uzak duygusal yaklaşımlar çerçevesinde bir tarih yazımı, ideolojiler ve siyasi akımlar çevresinde şekillenmiş tarih bilgilerine sahibiz ve en kötüsü doğrusunu öğrenmek için asla çabalamıyoruz. Dünya tarihine dair biriktirmiş olduğu bilgi, yaklaşım ve deneyimlerine her zaman güveniyorum ESG'nin.
Kitapta bolca yabancı kelime ve söz öbekleri kullanılmış, rahatsız olmadım, bunun inisiyatifinin kendine bırakılmasını söylemiş zaten en başta. Yine de belki zorlananlar olabilir. Ayrıca özellikle dil bilenler için muhteşem bir kaynakça sunmuş arşivlenmesi gereken. Okuyun, okutturun derim ben.
316 syf.
Sultanın Casusları, tarihçi akademisyen Emrah Safa Gürkan imzalı bir kitap. Yayın dünyasına ilgi çekici bir giriş yapan ve bastığı tarih kitaplarıyla dikkatleri çeken Kronik Kitap etiketiyle piyasaya çıkan Sultanın Casusları’nın alt başlığı ise ‘16. Yüzyılda İstihbarat, Sabotaj ve Rüşvet Ağları.’

Gürkan, kitabı çok uzun yıllara yayılan, titiz bir çalışma sonucunda yazmış. Neredeyse tamamı 16. Asra tekabül eden casusluk araştırmaları var.

Yazar kitabında bazı tezler ortaya koyuyor. Onlardan birkaçını paylaşmak icap ederse; mesela günümüzdeki yaygın kanaatin aksine, aslında o dönemde İslam ve Hıristiyan dünyaları arasında kalın duvarlar yok. İnsanlar seyahat edebiliyorlar ve hatta imparatorluk yapıları nedeniyle bazı yerlerde iç içe yaşıyorlar.

Kitap ağırlıklı olarak Osmanoğulları- Habsburg rekabeti üzerinde işliyor. Yani Kanuni-Şarlken ya da Osmanlı-Kutsal Roma-Germen de diyebiliriz. Bu rekabette Venedik, Fransa gibi devletlerin yardımcı rolleri ile Safevi, Kuzey Afrika, Kırım Hanlığı ve Balkan toplumları gibi etkenler de kendilerine yer buluyor.

Uzun yıllar ayakta kalabilen ihtişamlı bir devlet olarak Osmanlıların, istihbarat teşkilatı olmadığını düşünmek mümkün değildir. Ta kuruluş aşamasından bu yana bu vardır. Osmanlı istihbaratının insan kaynağını ağırlıklı olarak muhtedilerin oluşturduğunu söylemek lazım.

Tarihi romanlar ya da filmlerde gördüğümüz casusu karakterlerinin gerçekte bir karşılığı olduğunu söylemek lazım. Kılık değiştiren, çok dil bilen, farklı bağlantıları olan, bir bölümü devşirme bu karakterler arasında ikili oynayanlar olduğu gibi yakayı ele verenler de var, bir ömür başarıyla mesleğini icra edenler de…
Yazar, eserindeki bütün isim ve bilgileri belgeye dayandırıyor; kitabın akademik bir makale havası olduğu kadar popüler bir araştırma eseri havası da var. Zaman olarak 16. asır ağırlıklı olmakla beraber mekan olaraksa Akdeniz havzasının merkezde tutulduğunu söylemek lazım.

Meşhur Uluç Ali Reis’in bir devşirme olduğunu öğrenmek benim için hayli şaşırtıcıydı. Kitap bunun gibi pek çok ilginç bilgiyi de içeriyor. Örneklendirmek gerekirse; Osmanlılar o dönemde savaş zamanı düşmanla işbirliği yapma potansiyeli olan bazı etnik grupları başka yerlere gönderiyormuş. İslam’dan dönen kişi sayısı hayli az olmakla birlikte ihtida edenlerin sayısı fazla. Ama bunların ne kadarı hakikaten İslam olmuş, bilinmez. Casusluk faaliyetleri tahmin ettiğimizin de ötesindeymiş. Nitekim, büyük devletlerin ayakta kalabilmesi için doğru istihbarat alması ya da istihbaratı engellemesi gerekmekte. Kitabın bir bölümünde on farklı casusun ilginç hayat hikâyeleri belgeler ve isimler verilerek anlatılıyor; alın size casusluk roman senaryoları…

Tüccarların, esirlerin, diplomatların, aynı dine mensup olunan halkların, denizcilerin, bizatihi askeri kaynakların casusluk faaliyetlerindeki rolleri örneklerle anlatılıyor.

Velhasıl, Sultanın Casusları, koca bir yüzyıl boyunca Akdeniz havzasındaki ilgi çekici hadiseleri istihbarat ağlarını ön plana çıkararak anlatan başarılı bir eser.
250 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10 puan
Emrah hocanın eğlenceli ve eğitici diliyle okuyucuyu sürüklediği dopdolu bir kitap, kulaktan dolma şeylerle tarihi bilgiler edindiğimizi sandığımız bu sosyal medya çağında, ESG bizlere gerek meslektaşlarının araştırmalarından örneklerle gerekse de kendi araştırmaları ile edindiği bilgileri " Olmaz Öyle Saçma Tarih* " diyerek popüler başlıklar halinde bizlere aktarıyor.

Kitabı bitirince kendinize birçok yeni ve DOĞRU bilgi kattığınızı görecek, keşke kitap devam etseydi diyeceksiniz, konfor alanından çıkıp kendine değer katmak isteyen herkese iyi okumalar^^

*https://www.youtube.com/...TJi-e43AFHRby8utPBQp
304 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10 puan
Emrah safa hocanın ilk okuduğum kitabı. Kendim tarih öğretmeniyim. Emrah hocanın eğlenceli üslubuna bayıldım. Ayrıca roman özelliği taşımadan herkesin anlayabileceği gerçek bir tarih kitabı. Özellikle gereksiz bir şekilde yurdum insanının birçok efsaneye nasıl tutunduğunu bilen buna maruz kalan bir tarih öğretmeni olarak dilerim ki herkes okur ve efsanelerden, rivayetlerden vazgeçer. Tabi kitapta kullanılan bazı yabancı kelimeler kişiyi yorabilir. Ama zaten hoca bunu düşünerek dipnotlar oluşturmuş. Keyifli okumalar

Yazarın biyografisi

Adı:
Emrah Safa Gürkan
Tam adı:
Doç.Dr. Emrah Safa Gürkan
Unvan:
Akademisyen, Yazar
2003 yılında Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun olduktan sonra, gene aynı üniversitenin Tarih Bölümü’nde Prof. Halil İnalcık’ın danışmanlığında 16. Yüzyılda Batı Akdeniz’de Osmanlı korsanları üzerine hazırladığı tezle 2006 yılında yüksek lisans derecesini aldı. Doktora çalışmalarını 2012 yılında Georgetown Üniversitesi’nde Osmanlı-Habsburg rekabeti çerçevesinde 16. Yüzyıl Akdenizi’nde İstihbarat konusu üzerine tamamladı. Medeniyetler arası diplomasi, saray hizipleri, Osmanlı stratejisi ve karar alma mekanizması, serhat çalışmaları, korsanlık, kölelik ve ihtida konuları üzerine uzmanlaşan Gürkan çeşitli uluslararası dergilerde makaleler yayınladı.

Yazar istatistikleri

  • 292 okur beğendi.
  • 2.385 okur okudu.
  • 210 okur okuyor.
  • 1.406 okur okuyacak.
  • 86 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları