İsmail Kara

İsmail Kara

YazarDerleyenÇevirmenEditör
8.5/10
191 Kişi
·
649
Okunma
·
89
Beğeni
·
3.028
Gösterim
Adı:
İsmail Kara
Tam adı:
Prof. Dr. İsmail Kara
Unvan:
Türk Akademisyen, İlahiyatçı, Araştırmacı, Yazar, Çevirmen
Doğum:
Güneyce, Rize, Türkiye, 2 Şubat 1955
2 Şubat 1955 tarihinde Güneyce/Rize’de doğdu. Güneyce İlkokulu’nu bitirdikten (1965) sonra babasından hafızlığını yaptı (1965-67). İstanbul İmam Hatip Okulu’nu (1973), fark derslerini vererek Rize Lisesi’ni (1973); İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü’nü (1977); İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’nü bitirdi (1986). Dergâh Yayınları’nda editörlük, yayın yöneticiliği yaptı; Fikir ve Sanatta Hareket, Dergâh dergileri ile Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi’nin yayınına katıldı (1977-95). 1980-95 yılları arasında Sainte Pulcherie Fransız Kız Ortaokulu’nda (İstanbul - Taksim) Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi Dersi öğretmenliği yaptı.

İ.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde “İslâmcılara Göre Meşrutiyet İdaresi 1908-1914” başlıklı teziyle siyaset bilimi doktoru oldu (1993). Ekim 1995’te öğretim görevlisi olarak M. Ü. İlahiyat Fakültesi’ne tayin edildi. Kasım 2000’de Türk-İslâm Düşüncesi Tarihi doçenti, Haziran 2006’da İslâm Felsefesi profesörü oldu. Çalışmalarına İstanbul Şehir Üniversitesinde devam etti ve emekli oldu.
Çalışma alanı çağdaş Türk düşüncesi ve çağdaş İslâm düşüncesidir.
••••••
"Kimi başında taçla doğar, kimi elinde kılıçla... Ben kalemle doğmuşum. İnsanlar kıyıcıydılar, kitaplara kaçtım."
••••••
Dünyanın hiçbir kaydadeğer ülkesinde yabancı dille eğitimin olmadığını pankartlaştırıp her tarafa asmak lazım. Yabancı dille eğitimin
sömürgeci ülkelerin sömürgelerine dayattıkları bir şey olduğunuda.
"Kıyılmaz lakin, Allahım, bu gaşyolmuş yatan vecde...
Bırak, "hilkat"le olsun varlığım yekpare bir secde!"
İsmail Kara
Sayfa 14 - Dergâh Yayınları
Şimdi heyhat, eski “saat"le beraber akşam da, fecir de bitti. Birçoklarımız için fecir, artık gecedir ve birçoklarımızı güneş,
yeni ve acayip bir uykunun ateşlerinden, eller kilitli, ağız çarpılmış, bacaklar bozuk çarşaflara dolaşmış, kıvranırken buluyor.
Artık geç uyanıyoruz. Çünkü hayatımıza sokulan yeni ve fena günün eşiğinde çömelmiş, kin, arzu, hırs ve haset sürülerinin
bizi ateş saçan gözlerle beklediğini biliyoruz. Artık fecri yalnız kümeslerimizdeki dargın ve mağrur horozlara bıraktık. Şimdi
Müslüman evindeki saat, başka bir âlemin vakitlerini gösterir gibi, bizim için gece olan saatleri gündüz ve gündüz olan saatleri
gece renginde gösteriyor.

Çölde yolunu şaşıranlar gibi biz şimdi zaman içinde kaybolmuş kimseleriz.
İsmail Kara
Sayfa 201 - Matem çöktü saate oldu mu Haşim bey?
Cumhuriyetin ilk yıllarında Avrupalı diplomatlar Yahya Kemal'e sormuşlar: Türkiye'nin nüfusu ne kadar? Hiç tereddütsüz 80 milyon demiş şair. Ne yapıyorsun ekselans demişler, biz 10-15 milyon biliyoruz. Şair yine tereddütsüz cevap vermiş: Biz ölülerimizle birlikte yaşarız, mezardakiler de nüfusumuza dahildir.
İsmail Kara
Sayfa 141 - Zatı Muhteremleri de düşün...
erhan
erhan Bir Eğitim Tasavvuru Olarak Mahalle/Sıbyan Mektepleri'ni inceledi.
467 syf.
Sitede hemen hiç okunmamış gözüken bir kitap. Üzücü. Yanlış bilmiyorsam Milli Eğitim Bakanlığı'nın öğretmenler için hazırladığı okunması gereken kitaplar listesinde de yer alıyor. Eyy öğretmenler neredesiniz! Biz öğrencilere şu güzellikleri anlatmanız gerekmez mi! Okumazsanız bilemez, bilmezseniz anlatamaz, anlatmazsanız da işte böyle kuru kuru gider gelir biz öğrenciler. Gerçi sizler de...

Neyse.

Çok değil bundan bir asır kadar önce çocuklar mahalle okuluna şaşaalı bir şekilde gönderilirmiş. Sanki bir düğün varmış gibi hazırlıklar haftalar hatta aylar öncesinden başlarmış. Kız yahut erkek daha 4 yaşındayken yollanırmış mektebe. 4yaş 4aylıkken yollamaya özen gösterilirmiş çocuklar. Akrabalar, komşular, hocalar ve diğer çocuklar okula başlayacak çocuğun kapısı önünde birikirmiş. Anne ağlamaklı, babanın gözleri dolu; 4 yaşındaki çocuksa ne olduğunu bilmeden söyleneni yapar vaziyette olurmuş. Bu çocuk, bir perşembe günü kapının önüne gelen bir midilliye bindirilirmiş; kız ise bir arabaya. İlahiler eşliğinde mahalle turlanırmış. Arkadan gelen diğer çocuk öğrenciler önden giden ilahicibaşı tarafından edilen dualara "amiiin" diye bağırırlarmış. Bu sebeptendir ki halk bu merasime "amin alayı" dermiş. Çocuğun rahlesini ve minderini önden giden kalfa, başı üzerinde taşırmış. Çocuksa gayet süslü, bayramlıklarını hatta yeni alınan elbiselerini giymiş vaziyette -Ahmed Rasim'in dediği gibi sanki bir şehzadeymişçesine- olurmuş. Kızınsa saçları dahi allanıp pullanır, renkli tokalar takılırmış. Çocukların cüzleri-elifbaları desen hat ve tezhip sanatlarıyla süslü, varaklı olurmuş. Bu şöleni gören diğer çocuklar da tabiatıyla heves edermiş okumaya, aileleriyse bir önce çocuklarının büyümesini.

Çocuk mektebe girdiği vakit hocaefendinin karşısına otururur ve boynunda asılı duran cüz'ünü çıkarıp rahle üzerine koyarmış. Hocaefendi elinde değnek, çocuğun elindeyse süslerle işlenmiş hilâl adı verilen küçük bir çubuk olurmuş ki bu bir nevi hocaefendinin gösterdiği harfleri takip etme amaçlı kullanılırmış. Besmele-i şerif çektikten sonra ilk ders olarak elif'ten ye'ye kadar bir iki defa okunurmuş. Hocaefendi harfleri söyler, çocuk tekrar edermiş. Bazen sadece elif harfini okumakla da iktifa edilirmiş. Rabbi yessir velâ tuassir duası da okunduktan sonra çocuk ilk dersini almış vaziyette eve yollanırmış. Tabii bu sırada diğer çocuklara türlü şekerlemeler ve kuruşlar dağıtılırmış.

Burada çok ama çok kısa kestiğim şu güzel merasimi -mış diye anlatmak insanın hayıflanmasına sebep olmuyor değil. Çocukların ve ailelerinin mekteb hazırlığı esnasındaki heyecanları, mektep sırasında yaşananlar, dualar, hatim törenleri, falaka korkuları, haylazlıklar ve daha neler neler... Bunlar içinde ilgimi ayrıca celb eden bir olay var. Şöyle ki, İnşirah suresine çıkan sabi son ayette "ferğab" deyince diğer çocuklarca başındaki fesi alınıyor ve yerine cüz kesesi geçiriliyor. Kalfayla beraber ailesine bu halde götürülen çocuğu gören aile "evladımız ferğab'a çıkmış" diyerek seviniyor ve hatta sevinç gözyaşı döküyor. Kalfa ve hocaefendi de aile tarafından taltif ediliyor. Harika bir güzellik. Halid Ziya Uşaklıgil'in okul korkusunu, Halide Edip Adıvar'ın kitap okuma maceralarını, Ömer Seyfettin'in haşarılığını görmekse işin ekstra güzel tarafı.

Velhasıl, bize uzak olmamasına rağmen yabancı kaldığımız bu günleri görmek için nazik ve nezih bir kitap.
205 syf.
·Beğendi·10/10
Çağdaş Türk düşünce tarihinin önemli simalarından olan Üstad Nurettin Topçu, felsefeden eğitime, ahlâktan siyasete kadar pek çok konuda eserler ortaya koyan ve bu konularda özgün diyebileceğimiz fikirler oluşturan değerli bir düşünürümüz bu kıymetli eserde yine onun delilidir.Ben okurken çok fazla not alıp düşünmüştüm.

Bir ahlâk filozofu olan üstad Nurettin Topçu kıymetli eserinde, ahlâk ve ahlâk eğitimi konusunu hareket felsefesi açısından anlamaya ve kavramaya çalışır.

Ayrıca bu konuların din ile olan bağlantıları üzerinde de durarak konuyu kendi özgün yaklaşımları ile çözmeye çalışır. Üstad Nurettin Topçu’ya göre ahlak, insan hareketlerinin metafiziğidir. Öncelikle Anadolu insanından başlayarak insan sorununu anlamaya ve kavramaya çalışan Üstad, ahlaklı olmakla insana değer verme arasında karşılıklı bir ilişki kurar. Nitekim o, ahlaklı bireyler olmanın ilk şartını insana ve insan ruhuna değer vermek olarak değerlendirir. Bu bağlamda Üstada göre insanın maddeden sıyrılarak manaya yükselmesi en temel başarıdır.

Üstadın Kitabin da temel düşüncesi, ahlak merkezli bir felsefe olarak karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla onun düşüncesinde ahlak, sadece sistemin bir parçası olmaktan ibaret değildir burda. Çünkü onun düşünce sisteminde, insan varlığı, bir ahlak varlığı ve ahlak kişisi, toplum ise bir ahlak toplumu, devlet, bir ahlak devleti nihayet insanlık da ahlak bağlamında inşa edilmesi gereken bir tasarım olmaktadır. Böylece Nurettin Topçu’da insan, toplum, devlet ve insanlık arasında tekâmül hedefi açısında bir birlik söz konusudur. Bu nedenle insanın olumlu değerlerle bütünleşmesi ve hayata geçirmesi, ahlak kişisi olma yolunda olgunlaşması anlamına gelir.

Aynı zamanda Üstadın düşüncesinde değer, aksiyonla birlikte ele alınır. Aksiyon ise sıradan bir eylem değildir. Üstad Nurettin Topçuya göre aksiyon, bir değeri gerçekleştirmeye yönelmiş, bilinçli ve kasıtlı bir insan eylemi olarak değerlendirilir.Üstadin sorunları ele alış biçimindeki temel kaygı ahlaktır diyebiliriz. Onun ahlak sahasındaki amacı ise, ahlak problemini evrensel ölçüler içerisinde çözümlemektir. Çünkü ona göre, evrensel ölçüye uymayan her ahlak görüşü eksiktir.Bu bağlamda Üstad

“Evrensel nizamın dışında gerçek ahlaklılık yoktur… Hareketlerini evrensel ölçüye vurarak ve kendi hareketinde evreni kucaklayarak orada kendi şuurunu araması, işte insanın ahlaklı davranışı bu şekilde olmalıdır.

Ahlak ile din arasındaki ilişki üzerinde de duran Üstada göre, din gibi ahlakın da amacı insan ruhunu temizlemek ve sonsuza doğru yükseltmektir. Örneğin, toplum içinde dinin yaptığı iş, ruhlar için kuvvet kaynağı olmaktır. Bununla birlikte insanlara bir takım bilgiler sağlamak değildir. Ayrıca dinî bilgiler, ruh kuvvetini kazanmanın yollarını öğretir. Bunlar, evrene ait açıklamalar olmayıp insanın iç hayatına düzen ve değer sunucu bilgilerdir. Böylece Topçu’ya göre, din insanlar için bilgi kaynağı değil, kuvvet kaynağı olmaktadır.

“Ruhu kuvvetli olmayanlar, kendilerine bir kötülük, bir hakaret yapılırsa bunu ellerinden gelen bir kötülükle karşılarlar. Ruhu kuvvetli olanlarsa, kendilerine yapılan fenalığı affeder ve bunu yapan insanı kötülüğünden kurtarmaya çalışırlar. İntikam almazlar, yapılan fenalığı iyilikle karşılarlar” diyen Üstad Topçu’ya göre, bu yolda hareket eden fertler ve toplumlar mutlu olurlar. Ruhu kuvvetli insan, ahlaklı insandır. Ahlaklı insan, ruhundaki kuvveti arttıkça, kötülüklerden kurtulur, olgunlaşır ve yükselir.

Ahlak duygularının hepsinin kaynağında saygı yer alır. Zira yalnız insana karşı saygı duyulur ve varlığımızda ahlak duygularının uyanışı saygıyla başlar. Dolayısıyla insan ancak saygı duygusundan başlayarak ahlaklılığın gittikçe derinleşen şuurunu kazanabilir. Örneğin, başkalarını aldatmak en büyük saygısızlıktır. Yine başkalarının her türlü fikirlerine saygılı olunmalıdır. Hiç kimse başkalarının da kendisi gibi düşünmelerini istemeye hakkı yoktur. Başkalarının görüşleri bizimkine ne kadar aykırı olursa olsun, karşımızdakinin düşüncelerini sakin, saygılı edepli bir şekilde dinlemeliyiz. Nitekim olgun ve medeni insanların en değerli zihni karakteri, hoşgörüdür.

Ahlaki bir varlık olarak insanın vicdanı, iyi ve mecburi olan ödevler ortaya koyar. Doğuştan her insanın vicdanı ise iyiliği arar ve onu gerçekleştirmek için kendinde mecburilik oluşturur. Öte yandan fertte ödevin gelişmesi, şuurun gelişmesine bağlıdır. Nitekim şuur ilerledikçe insan kendinde ödevlerini artırır ve böylelikle hareketlerinin alanını genişletir.

Bu bağlamda Üstad Nurettin Topçu’ya göre, ödevlerimizin sayısı çoktur. Öncelikle kendimize karşı ödevlerimiz vardır. Daha sonra da ailemize, toplumumuza ve milletimize, insanlığa ve Allah’a karşı ödevlerimiz bulunmaktadır. Ancak bunların hepsi kendimize karşı ödevlerimize bağlanır, onlarla beraber gelişirler ve onları tamamlarlar. Çünkü hepimizin gayesi, bir insan olan ferdi varlığımızı gayesine doğru ilerletmektir.

Üstada göre insanlar doğuştan, düşünme yetisine sahip oldukları gibi ahlak yetisine de sahiptirler. Şuurun gelişmesinde zihin eğitimine lüzum olduğu gibi ahlakın gelişmesinde de ahlak eğitimine ihtiyaç vardır. Nitekim çevrenin iyi şartları kötü bir insanın iyiliğe doğru yönelmesine yarayabildiği gibi çevrenin kötü şartları bir iyinin kötülüğe sürüklenmesine yol açabilir. Bu nedenle kötülükten uzaklaşmak ve iyileri daha ileri iyiliklerin seviyesine yükseltmek, ahlak eğitiminin işidir.

Ahlak eğitimi ise Üstada göre, sadece tek bir alanda çalışmakla olmaz. Örneğin yalnız “iyi olun!” demekle insanların iyi olmadıklarını görürüz. Elbette ahlakta öğütlerin faydası vardır. Ancak kendisine hazır olanlar üzerinde öğüt etkili olur. Bununla birlikte ona hazırlanmamış olanlar için öğüt verme kuru bir nasihat olur.
Bu bağlamda Üstad ahlak eğitimini, çok basamaklı bir çalışma olarak değerlendirir.Bununla beraber Basamaklar hâlinde sıralanan bu çalışmanın bütünlüğe kavuşması ise ancak ahlak yapımızda olgunluk sağlayıcı bir etki oluşturur.Basamaklar kitapta geniş şekilde yer alıyor bakabilirsiniz.


Üstadin düşüncesine göre okul, neslin ruhundaki güçlü tarafları yaşatmalıdır. Bu şuur ve idrake sahip olarak kurulmuş okullarımız olursa, geçmiş asırlarda olduğu gibi, asrımızda da milletimiz bilim, sanat ve felsefe alanlarında büyük adamlar ve dâhiler yetiştirebilir . Bu noktada ahlak eğitimi sorununu önleyecek ve millet hayatında, okulda ve ailede temeli verilmeli.

Üstada göre eğitim, son derece ince bir sanattır. Ahlak eğitiminde ise insan ruhuna bağlı en ince değerleri işlemek bir sabır ve maharet gerektirir. Diğer taraftan ahlak eğitiminde en önemli iş, örnek olmaktır. Başta öğretmenler öğrenciye iyi birer örnek olmalıdırlar. Çünkü bir gence kazandıracağımız ahlakı, ona ancak kendi hareketlerimizle aşılayabiliriz. Bizim onlarda kendimizi gördüğümüzü unutmamalıyız der.

Üstad;

"Menfaat yaşamak ister,
Ahlâk yaşatmak ister;
İkisi bir arada barınamazlar" der.

Kendi yorumun şu şekilde konuyla ilgili;

Kuran da şöyle diyor :
"(ey peygamber) sen azim bir ahlak üzeresin."
(Kalem/4)

azim/yüce ahlak: hulk-i azim demek.

Niçin güzel ahlak değil de azim ahlak diyor hz. peygamber sav için Allah ?

güzel ahlak ile azim ahlak arasındaki fark nedir.?

azim ahlak içinde güzel ahlakı da barındırsa da onda daha fazlası vardır. Güzel ahlakta sadece cemal isimleri yansırken azim ahlakta cemal ile dengelenmiş celal isimleri de yansır.
azim ahlak hareket etmeyi de gerektirir mesela. soyut bir iyilik değil aktif bir iyiliktir, cihattır, mücadeledir, savaştır.
müslüman kimse azim bir ahlak üzere olursa hz. peygamber'e ittiba etmiş olur.
Üstad Nurettin hocanın da hareket felsefi içinde ahlakla iste tam da budur söz ve fiil arasındaki denge.İşte kur'an mesajlarını böyle nüanslar ile verir.

Ve yine vicdanla direkt ilintili kavram. vicdanı olanın ahlaklı olduğu bir dünyada yaşıyoruz
ahlakın temel ilkesi yine, "sana yapılmasını istemediğin şeyi; sen de başkasına yapma.

Bütün bunların yanında bana göre ahlaksız kim?diye sorarsanız şöyle düşünüyorum;
ahlaksiz benim icin söyledikleri ile yaptiklari farkli olan insanlardir.
calip bunu inkar etmeyen bir insan ahlaksiz degildir, hirsizdir.
örnekler cogaltilabilir.

Bu inceleme de tavsiye edilen ve faydalanılan kaynaklar ;

*AHLÂK DAVASINA VE MUALLİMLİĞE ADANMIŞ BİR ÖMÜR: NURETTİN TOPÇU
(Ismail kara )

*AHLÂK FILOZOFU VE “HAREKET ADAMI” OLARAK NURETTIN TOPÇU(Nurettin Topçu as an Ethics Philosopher and a Figure of “Action” (Hüseyin AYDOĞDU)

*https://www.google.com/...r-nurettin-topcu/amp

*Nurettin Topçu ve Ahlak Eğitimi
(Mustafa cihan )

Bunun gibi daha nice bilgi kitapta yer alıyor lütfen okuyun okutun..Üstadın ruhuna rahmet olsun.
205 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Es-selam 1K okurları
Ahlak üzere yazılmış bu kitabı sınavda sorumlu olduğum için aldım ve okumaktan da keyif duydum.
Merhum Nurettin Topçu bu eserinde objektif olmuş sadece kendi görüşünü değil birçok kişinin düşüncelerine de yer vermiştir...
Ahlakın vicdanlı ,merhameti, samimî , şahsiyet sahibi ,karakter sahibi insan olmaktan geçtiğini yer yer anlatıyor...
Cümleler oldukça basit ,sade ve yalın.
Lise 1 ve 2.sınıflar için ders kitabı olarak kullanılmış .
Konu sonundaki özet çok yerinde olmuş
Bu kitap biz okurlara Ahlak'ın ne kadar büyük bir çerçevede ele alınması gerektiğini layıkıyla sergiliyor.Siz değerli kardeşlerime kitaptan çok sevip altını çizdiğim bi alıntıyı paylaşıp cümlelerime son vermek isterim
"Asıl gaye ölümötesi mutluluktur "

Selametle...
İnternette Holywood aktörü Kevin Bacon için https://oracleofbacon.org diye bir site yapılmış. Kevin Bacon o kadar çok filmde yer alıyor ki aklınıza gelen herhangi bir ünlü ile ya aynı filmde rol almış ya da o filmde rol alan biriyle başka bir filmde rol almış oluyor. Silsile bir şekilde bağlanıyor hâsılı. İşte bu algoritma bence İsmail Kara için de çalıştırılabilir. Son 50 yıl içerisinde yapılmış güzel bir çalışma varsa ya İsmail Kara'nın kendisi ya öğrencileri ya da yakınları bir şekilde o işin içinde bulunuyor. İşte bu kitap da öyle bir ilişkinin mahsulü.

Kitabın adı Mustafa Kutlu'nun ricâsıyla değiştirilmiş ve bu hâlini almış. Kuşeyri Risâlesi'nden bir kelâm-ı kibâr. Kitap toplamda üç bölümden oluşuyor ve hemen hepsi fiili veya nazari bir arayışın hikayesinden bahsediyor. Kitapta bu hikayelerin içinde bulunan şahıslardan bazıları sırasıyla: Babanzâde Ahmed Nâim, Yahya Kemal, Şemsettin Sami, Rıza Tevfik, Tevfik Fikret, Ferid Kam, Mehmed Akif ve İsmet Özel.

Her bölüm ilgilisinin özel alakasına göre farklı heyecanlar yaratabilir. Ben en çok Fikret hakkındaki iki yazıyı beğendim ve alıntılarını siteye eklemiştim. Akif'in dostuna mektuplarındaki üslûbu ise eşsizdi. Ancak ansiklopedi serüvenimiz kısmından alıntı yapmak yerine kendim özetlemeyi tercih ettim. Kitap "arayanlara" tavsiye edilir. Ancak bilinmeli ki "aramakla bulunmaz ve fakat bulanlar yalnız arayanlardır."

***

"Ansiklopedikerin Neden Bitmediğine ve Son Dönem Türk Büyüklerine Dair Bir Kaç Talikat"

Bu bölümde akîm kalmış ansiklopedi yahut alternatif tabiriyle dâiret'ül mâarif teşebbüsleri ele alınyor.

İlki Ali Suavi. Sene 1870. Tek başına biner sayfadan 10 cilt çıkarmak istiyor. Tahmini bitiş süresi: 26 yıl. Sonuç: Çıkarılabilen yalnız 1 cilt.

Ardından Emrullah Efendi geliyor. Bu sefer Muhit'ul Maarif adıyla hedef 15 cilde çıkmıştır. Bir "at" maddesi varki 100 sayfayı aşıyor. Sonuç: Yine 1 cilt.

Bir ara Rıza Tevfik böyle şey olur mu?!
Tek kişi nasıl bu kadar şey yazsın?
diye veryansın ediyor. Sonra 6 cilt olarak planladığı "mufassal" kamus-ı felsefeden 1 cilt kadar yazabiliyor.

İsmail Kara işte bu ateşli büyük Türklerin safdilliğini eleştiriyor. Tarihten ders alalım diyor. Bir iş yapınca en mükemmelini yapmak demek en tafsilatlısını yapmak demek değildir. Mutlaka kapsam sınırlandırılmalı, yeteneklere/imkanlara göre yola çıkılmalı.

Tüm bunların yanında diğer büyük Türklerden çok farklı bir adam geliyor: Şemsettin Sami. En büyük farkı, elini attığı işi eksik/gedik bir şekilde tamama erdirme muvaffakiyeti.

Fransızca'dan Türkçe'ye Türkçe'den Fransızca'ya olmak üzere hazırladığı kamus hakkında söyledikleri neden farklı olduğunu ortaya koyuyor. Diyor ki mealen, memleketimizin Fransızca sözlük ihtiyacını gidermek üzere yola çıktık, 1 senede tamamladık, çok şükür rağbet de gördük üç/dört baskı yaptık. (bugün için bu rakam 20-30. baskıya denktir)

Normalde Batı'da bir yazarın böyle bir eseri tuttu mu, ömrünün geri kalanını bu eserin tamamlanmasına, mükemmelleştirilmesine ayırır. Oysa ben Kamus-ı Fransevi bitince hemen 6 yılımı alacak Kamus-ı A'lam'a başlamıştım bile. Çünkü memleketin böyle bir bilgi kaynağına ihtiyacı vardı. O yüzden ne Kamus-ı Fransevi'nin Larousse'u (Ünlü Larousse sözlük yazarını kastediyor) ne de Kamus-ı Alam'ın Bouillet'i olabildim."

İsmail Kara da Şemseddin Sami'ye diyor ki ataların yolunu terketmişsin de bu kadar da terketmeseydin! Bari bir iki eksik eser bıraksaydın! Allah hepsinden razı olsun.
246 syf.
·Beğendi·8/10
Müslüman bir insanın bilmesi gereken bilgileri içeren
bir kitap " Mızraklı İlmihal ".
Halkımız arasında meşhur olan bu kitabı Yazar İsmail Kara aslına uygun kalarak daha akıcı hale getirmiş.Bazı bölümlerinde ise parantez içerisinde günümüz Türkçe kelime karşılığını yazarak okuyucuya sunmuş.Deyim yerindeyse Müslüman olan kişilerin A dan Z ye bilmesi gereken konular özet halinde fakat ayrıntıya gidilmeden anlatılmış.Tavsiye eder ve iyi okumalar dilerim.
386 syf.
·37 günde·Beğendi
İçinde çok farklı bilgiler bulabileceğiniz ve yer yer şaşırabileceğiniz bilgilerle güzel bir kitaptır. Bu tarz konulara meraklı olan birinin kesinlikle okumasını düşünüyorum.
205 syf.
·11 günde·Beğendi·10/10
Nurettin Topçu bu kitabında insanlık için önemli olan ahlak konusuna değinmiş. Ayrıca vicdan, şeref, edep gibi kavramlara da değinmiş. Herkese faydalı olacak bir kitap bu yüzden bence okumalısınız...
223 syf.
Bir öğretmen olarak her öğrenciye, hattta öğretmene hatta ve hatta idareci arkadaşlara Bile okutulması gereken bir eser olduğunu düşünüyorum. Her açıdan ahlak ele alınmış. Dini öğelerle temellendirilmiş bir eser. Bakış açısı çok geniş ve insana yol gösterir nitelikte. Hiç sıkmıyor ve nasıl bittiğini anlamıyorsunuz. Tavsiye ederim. :)

Yazarın biyografisi

Adı:
İsmail Kara
Tam adı:
Prof. Dr. İsmail Kara
Unvan:
Türk Akademisyen, İlahiyatçı, Araştırmacı, Yazar, Çevirmen
Doğum:
Güneyce, Rize, Türkiye, 2 Şubat 1955
2 Şubat 1955 tarihinde Güneyce/Rize’de doğdu. Güneyce İlkokulu’nu bitirdikten (1965) sonra babasından hafızlığını yaptı (1965-67). İstanbul İmam Hatip Okulu’nu (1973), fark derslerini vererek Rize Lisesi’ni (1973); İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü’nü (1977); İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’nü bitirdi (1986). Dergâh Yayınları’nda editörlük, yayın yöneticiliği yaptı; Fikir ve Sanatta Hareket, Dergâh dergileri ile Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi’nin yayınına katıldı (1977-95). 1980-95 yılları arasında Sainte Pulcherie Fransız Kız Ortaokulu’nda (İstanbul - Taksim) Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi Dersi öğretmenliği yaptı.

İ.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde “İslâmcılara Göre Meşrutiyet İdaresi 1908-1914” başlıklı teziyle siyaset bilimi doktoru oldu (1993). Ekim 1995’te öğretim görevlisi olarak M. Ü. İlahiyat Fakültesi’ne tayin edildi. Kasım 2000’de Türk-İslâm Düşüncesi Tarihi doçenti, Haziran 2006’da İslâm Felsefesi profesörü oldu. Çalışmalarına İstanbul Şehir Üniversitesinde devam etti ve emekli oldu.
Çalışma alanı çağdaş Türk düşüncesi ve çağdaş İslâm düşüncesidir.

Yazar istatistikleri

  • 89 okur beğendi.
  • 649 okur okudu.
  • 64 okur okuyor.
  • 861 okur okuyacak.
  • 18 okur yarım bıraktı.