Nurullah Genç

Nurullah Genç

Yazar
8.8/10
630 Kişi
·
2.174
Okunma
·
901
Beğeni
·
21,4bin
Gösterim
Adı:
Nurullah Genç
Unvan:
Türk Şair, Akademisyen
Doğum:
Horasan, 9 Eylül 1960
09.09.1960 yılında Erzurum'un Horasan ilçesinde doğdu. İlkokulu, köyünde okul olmadığı için, akrabalarının yanında iki ayrı köyde iki yıl üç ay okuyarak bitirdi. Ortaokul birinci sınıf için Kars'a gitti; teyzesinin yanında Merkez Ortaokuluna devam etti. Amcası köyden Horasan'a evini taşıyınca, ortaokul 2 ve 3. sınıfları onun yanında okudu ve Horasan Ortaokulundan diploma aldı. Ortaokul 2. Sınıftan itibaren çalışmaya başladı. Boyacılık, garsonluk, bulaşıkçılık yaptı. Ayakkabı boya fiyatını 50 kuruştan 25 kuruşa düşürdüğü ve kaliteyi de üst düzeyde tuttuğu için Horasandaki kahvehanelerin aranan boyacısı oldu. Ayakkabısının rengine, oturduğu kahvehaneye gidiş saatine ve hangi sıklıkta boya istediğine göre müşteri arşivi oluşturdu. Bu durumdan rahatsız olan diğer boyacılar sonunda dayanamadılar ve piyasalarını bozan bu yeni boyacıyı bir kenarda kıstırıp darp ettiler. Boya sandığını kırıp dağıttılar. Boyacılık yapmaktan mecburen vazgeçti. 3. Sınıfta gece fırında çalıştı, gündüz okula gitti. Yakınları sınıfta kalacağını düşünürken, okul birincisi oldu; fırıncılığı öğrendi ve daha sonra üniversiteyi bitirene kadar her yaz fırında çalıştı.

Parasız yatılı sınavlarına girdi. Sonuç belgesi gelmediği için kazanıp kazanamadığını bilemedi. Babası, ahırındaki 10 koyundan sekizini satarak onu paralı yatılıya kaydettirdi ve böylece Erzurum İmam - Hatip lisesindeki okul yılları başlamış oldu. İki ay paralı yatılı da kaldı. Sonra parasız yatılıyı kazanmış olduğunu öğrenince, Lisenin hemen bitişiğindeki yurt binasına yerleşti. Babası, paralı yatılıdan ayrılırken yatırdığı ücreti geri almadı ve ihtiyaç sahibi çocuklar için harcanmasını istedi. Babasının bu davranışı karşısında çok duygulandı ve bir süre sonra yeni bir boya sandığı yaptırarak ders çıkışlarında yurt kantininde boyacılık yapmaya başladı. Ödev yapma zamanı olmayan öğrenciler için para karşılığı ödevler yaptı. Dört yıl böyle devam etti.

Lise yılları boyunca derslerin dışında çok sayıda kitap okudu. Gözlük takmaya başladı. Şiir çalışmaları yaptı ve ödüller aldı. Tarım ve Orman Bakanlığının şiir yarışmasında Türkiye ikincisi oldu. Milli Türk Talebe Birliği Hicri 1400 konulu şiir yarışmasında Hicret isimli şiiriyle Türkiye birincisi oldu ve bu şiir Nesil dergisinde yayınlandı. Tiyatroya ilgi duydu. Her yıl takdirname aldı ve 1978-1979 eğitim-öğretim yılı sonunda Erzurum İmam – Hatip Lisesini birinci olarak bitirdi. Boyacılıktan kazandığı paralarla 10 tane koyun alıp köyüne, babasının ahırına götürdü ve lise süreci böylece tamamlanmış oldu.

O yıl yapılan üniversite sınavları sonucunda Atatürk Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi'ni kazandı ve okul hayatına orada devam etti. Üniversite yurtlarında kalmaya başladı. İlk yıl yurt kantininde boyacılık yapmayı sürdürdü. Siyasi bir kavganın ortasında kalıp boya sandığı kırılıp dağıtılınca, bunu yapmaktan vazgeçti. İnşaatlarda ve fırınlarda çalıştı. İşten geç çıkıp yetişemediği için kapısı kapanan yurtlara giremediği zamanlar, daha sonra Siyah Gözlerine beni de Götür şiirinin yazılacağı Erzurum tren garında, bankların üzerinde uyudu. Üniversite yıllarında şiirleri edebiyat dergilerinde yayınlanmaya başladı. Aylık derginin daimi kadrosunda yer aldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Genç Kuşak dergisini çıkardı ve orada şiirleri yayınlandı. Yeni Devir Gazetesi Genç Kalemler Makale yarışmasında Yaşar Garip Koyuncu mahlasıyla Türkiye ikincisi oldu.

İlk stratejik planını üniversitenin birinci sınıfında yaptı. Vizyonunu ve misyonunu belirleyerek dolabının kapağına, "20 yıl sonra yönetim ve organizasyon profesörü ve Türkiye'nin tanıdığı bir şair olacağım" diye yazdı. Bu durum arkadaşları tarafından garip karşılansa da, düşüncesinden ve kararından vazgeçmedi. Çalışmalarını, gelecek için oluşturduğu bu zihni tasarıma göre yürüttü.

Üniversite yıllarında edebi çalışmalarının yanında tiyatro ve satranç çalışmaları da yaptı. Yurt-Kur Bölge tiyatrosu adına Moliere'in Cimri isimli oyununu sergiledi. Harpagon adlı cimri karakterini oynayıp büyük beğeni kazandı. Erzurumda bulunan ve oyunu izleyen devlet tiyatroları yönetmeni, kendisine profesyonel tiyatro yapma teklifinde bulundu. Fakat şartlar dolayısıyla kabul edemedi. Yine aynı yıllarda satranç oynamaya başladı. Ve daha sonra Erzurum satranç şampiyonu olarak Türkiye Satranç liginde yer aldı.

1983 yılında fakülteyi bitirdi. 1984 yılında aynı fakülteye araştırma görevlisi olarak girdi. Yönetim ve Organizasyon alanında yüksek lisans yaptı. İki yıl doktora programı açılmasını bekledi. 1990'da doktor, 1995'te doçent, 2001 yılında profesör oldu. 2003 yılında Kocaeli Üniversitesine geçti ve orada yedi yıl çalıştı.

1994-2013 yılları arasında kamu ve özel sektör kuruluşlarına danışmanlık hizmetlerinde bulundu. Çok sayıda işletmenin reorganizasyonunu gerçekleştirdi ve stratejik planını yaptı. Aile işletmelerine ortaklık bilinci ve yapısı hususunda hizmet verdi, aile anayasaları hazırladı. Kocaeli Üniversitesinin stratejik planlama çalışmalarında bulundu. Bologna Eşgüdüm Komisyonunda yer aldı. 2010 yılında emekli oldu ve İstanbul Ticaret Üniversitesinde çalışmaya başladı. Bölüm başkanlığı ve dekanlık görevlerinde bulundu. İstanbul Ticaret Üniversitesinin 2012-2017 Stratejik Planı'nı hazırlama kuruluna başkanlık etti.

31 Aralık 2012 de Sermaye Piyasası Kurulu'na Üye olarak atandı. 10 Şubat 2015 tarihine kadar Sermaye Piyasası Kurulu üyesi ve Başkan vekili olarak görev yaptı. 1 Mayıs 2015 tarihinde Merkez Bankası Meclis Üyesi olarak göreve başladı. Halen bu görevini sürdürmektedir.


1990 Türkiye Diyanet Vakfı N'at-ı Şerif Büyük Ödülü Sahibi (Yağmur şiiri ile).
1987 Kültür ve Turizm Bakanlığı Roman Teşvik Ödülü sahibi (Tutkular Keder Oldu romanı ile).
1996 Doğu Anadolu Gazeteciler Cemiyeti Kültür Hizmet Ödülü sahibi.
1998 Tuzla Belediyesi Gül Şiirleri Armağanı Ödülü sahibi(Gül ve Ben isimli eseri ile ile).
1999 Türkiye Yazarlar Birliği Yılın Şairi Ödülü sahibi(Hüznün Lalesidir Dünya eseriyle).

Yıllardır işletme yönetimi kapsamında pek çok işletmeye danışmanlık yapan ve eğitimler gerçekleştiren Genç, proje uygulama ve stratejik planlama alanlarında da hizmet vermektedir.

 
Erzurum garında, banklar üstünde
Sukût-ı hayale uğrayan kalbim
Geceyi kavrayan parmaklarımla
Bu hasret, bu hicran zelzelesinden
Beni kurtarmaya gücünüz yetmez

ÇÜNKÜ mutsuzluğun mekteplerinde
Istırap dersleri alıyorum ben
Nurullah Genç
Sayfa 23 - Timaş Yayınları
Sen geldin; limanlara
Umut yükleyip boşaltan gemilerle
Ermiş kaptanlara muhabbet duyan
Meczup tayfalar geldi

İçim içime sığmıyor
Çünkü hem sen geldin; hem bahar geldi
Nurullah Genç
Sayfa 32 - Timaş Yayınları
Bir kalp yangınından geriye kalan
Siyah gözlerine beni de götür
Artık bir bu yerlere sığamıyorum
Nurullah Genç
Sayfa 26 - Timaş Yayınları 20. Baskı
224 syf.
·10/10
Her gönle nasip olmayan bir incelik ve hassasiyetle "Yağmur" adıyla taşıyor satırlara, Peygamberi;

Yağmur'un ölü tabiatı yeniden dirilttiği gibi Muhammed'in (sav) de ölü kalpleri dirilteceği umudunu taşıyor dizelerinde...

Yağmur'u yazmaya bir yolculuk sırasında başlıyordu Nurullah Genç ve yıllar sonra şu sözlerle dile getiriyordu hâlini:

Yolculuk dört beş saat sürdü. Bileti çıkardım arkasına; 

''Sensiz ufuklarıma, yalancı bir tan düştü
Sensiz kıtalar boyu uzayan vatan düştü
Bir kölelik ruhuna mahkum olunca gönül
Yüzyıllardır dorukta bekleyen sultan düştü.'' diye yazdım.

Sonra dedim ki; Allah’ım ben herhalde bir şey yazmaya başladım… Bir halin içerisine girdim. Bu bir naat mı acaba diye. Onu böyle sıkıştırdım göğsüme. Otobüs hareket etti gidiyoruz. Ben unutmuyorum. Arada bir bakıyorum, okuyorum.

"Oh ya Rabbim diyorum ben bir şey yazmaya başladım”.

Çünkü mısralar zorluyor beni artık. Eve gittim kapıyı çaldım, eşim açtı kapıyı. İki çocuğum var. Eşime dedim ki, ''Ben bir şey yazmaya başladım ama ne olduğunu da tam bilmiyorum. Biraz sıkıntılı bir haldeyim, içim çok dolu. Bu süre içerisinde, bu bitene kadar bana tahammül eder misin?'' ''Tabi ki sen yaz yeter ki'' dedi.

40 metrekare bir evdeyiz, asistan lojmanı küçük, iki tane oda. Dedim ki, ''Şu odada ben bununla uğraşırken sen çocuklara bu odada sahip ol olur mu? Konsantrasyonumu bozarlar.” Allah razı olsun. 3 ay gerçekten o odadan çocukları sokmadı içeri. Ama günler bitmiyor. O da merakla bekliyor.

Ben geliyorum,
odaya kapanıyorum.
Yemek yiyorum odaya kapanıyorum. 
Duvarlakonuşuyorum.

Bütün bir tarih. Hz. Adem'den bugüne kadar. Peygamberler tarihi, İslam tarihi, Batı tarihi, Bizans, Roma, Orta çağ… Bütün bir kainat, bütün dünya bir muhasebe içerisinde o duvarlarla konuştum ve benim ufkuma hücum ettiler. Sonra mısralar dökülmeye başladı.

“Var edenin adıyla insanlığa nur”

diye başladı ve devam etti şiir..


O üç ay içerisinde derslere gidiyorum. Arkadaşlarıma ‘merhaba’ diyorum, ‘Allaha ısmarladık’ deyip ayrılıyorum. Oysa benim sosyal hayatım çok zengindir. İnsanlarla bir araya gelirim. Fıkralar anlatırım, kurgular yaparım, şakalar yaparım. Azıcık yüzüm dökük olsa sorarlar zaten ''sana ne oldu?'' diye. Arkadaşlar demişler ki: "Bu hasta oldu, doktora götürmemiz lazım.”

Bir doktor psikiyatrist arkadaşımız var Erzurumlu. Ona gitmişler o demiş ki: ''Mutlaka bir problem var. Böyle olmaz bir insan birdenbire. Depresyondadır alın getirin."
Geliyorlar diyorlar ki: ''Ya hastaneye gidelim. Bir arkadaş var rahatsız, onu görelim.'' Beni mahsusen oraya götürmek için. “Sonra gideriz arkadaşlar selam söyleyin, Allaha ısmarladık” deyip ben çekip gidiyorum. Gitmiş anlatmışlar, “getiremiyoruz” demişler. Demiş ki: ''Tamam bu kesin rahatsız. Çünkü gelmek istemez zaten. Takip edin omuzlarının düştüğünü anladığınız an yakalayın getirin. Çünkü artık tedavi olması lazım'. Bunlar beni takip etmeye başladılar omuzlarım düşecek mi diye...

 Üç ay bitti, şiir bitti. 

Bugünkü haliyle, hiçbir şey değişmemiştir. Yani harf değişmemiştir. O odadan nasıl çıktıysa öyledir o şiir.

Aldım gittim. Arkadaşları topladım dedim ki: "Arkadaşlar hakkınızı helal edin. Böyle bir hal oldu. Ben garip bir şekilde bir odaya kapandım ve bir şiir yazdım ‘Yağmur’ adında. Bir naat yazmak nasip oldu Efendimizi anlatan. Bir mutlu oldular. Sonra şiiri okudum. Gözleri doldu hepsinin. Sonra gittim Horasan'a. Peygamberimizin bir torunu, mübarek bir zat vardı Muhammed Zeki Bayram diye. Sahih bir peygamber torunu, zarif bir insan, mübarek bir insan. Hiç ona şiir okumamıştım. ''Size bir şiir okuyacağım'' dedim. ''Oku'' dedi. Şiiri baştan sona okudum.

''İşte şimdi adam olmuşsun'' dedi. Ben böyle duygulandım. Ağladım. Dedim ki "Amcamla konuştunuz mu?''. ''Hayır, neden'' dedi. ''Çünkü o böyle derdi'' dedim. ''Bilmem oğlum amcanın ne dediğini. Ama bu şiiri yazan adam olmuş demektir'' dedi. Bir garip duygular içerisinde Erzurum'a döndüm.

‘Yağmur’ böyle oldu işte. Böyle yazıldı.


Ben şiir bittikten sonra ertesi gün gerçekten hastaneye gittim. Sebebi de şu… El parmağımın ucundan ayak parmağımın ucuna kadar bütün vücudum çıbanlarla doldu. Kıpkırmızı çıbanlar sardı vücudumu… Doktor muayene etti ve “çok büyük bir gerilim, büyük bir stres yaşamışsınız ve zona diye bir hastalığa yakalanmışsınız, bir deri hastalığı” dedi. Bir yıl kadar tedavi gördüm ve ondan sonra izi kalmayacak şekilde iyileştim. '' diyerek son veriyor sozlerine.

İşte elimizdeki bu kitap bir sancı'nın en güzel neticesi ile karşılıyor sizi. Yağmur naatı ile. Böylesi bir sevginin, özlemin karşısında insanı mahcup ve aciz hissettiriyor her bir satır. .

Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım...

Kitap içeriğinde Genç'in birkaç şiiri ve Yağmur'un şerhi isimli bölümleri de barındırıyor olsa da siz Yağmur'da tutulup kalıyorsunuz.
Okunası düşünülesi muhteşem eserdir. Keyifli okumalar dilerim.

Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım
Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım
Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım
Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım
Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım
Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım
Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım
Senin için görülen bir düş de ben olsaydım
Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım
Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım
Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım
Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım
Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın
Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım.
224 syf.
·16 günde
Yağmur, seninle biter susuzluğu evrenin;
Sana mü'mindir sema, sana muhtaçtır zemin.

Hz. Peygamber’i yağmura benzetmiş Nurullah Genç öyle değil mi zaten çölleşmiş gönüllere düşen Nisan yağmuru gibidir Hz. Peygamber. Bu yağmurdan nasibini alanların yüreğinde inci tanesi olarak baş köşede hüküm süremekte asırlardır. Asırlardır dertli gönüllerimizin aradığı ve bulduğu dermandır Hz. Peygamber.

İşte o yüzdendir ki anca bu kadar güzel dile getirilirdi Hz. Peygamber’ e olan sevgi anca bu kadar güzel anlam kazanırdı kelimeler.
Ne kadar da güzel sevmiş Nurullah Genç Hz. Peygamberi ;

Keşke bir gölge kadar yakınında dursaydım
O mücella çehreni izleseydim ebedi
Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım

Sevmeden dökülmez bu kelimeler , dile dökmeden önce yürekte harmanlaması lazım kelimelerin öylede yapmış Nurullah Genç Allah ondan razı olsun inşallah.

Daha çok şey yazmak isterdim ama pek hükmedemem kelimelere ancak bu kadarı geldi elimden. Gerçekten çok güzel bir kitaptı hem bitirmeden elimden bırakmak istemiyordum hemde bitirmeye kıyamıyordum.

Hayırlı okumalar inşallah hepimize :)
224 syf.
·29 günde·Beğendi·9/10
Kitabı ilk açtığımda aklıma bir cümle takıldı nereden estiyse “Birini son görüşünüzden daha acı olan şey onu bir daha göremeyecek olmanızdır.” Kitap başladı bu cümle bitti bu cümle.

"Var Eden’in adıyla insanlığa inen Nur
Bir gece yansıyınca kente Sibir dağından
Toprağı kirlerinden arındırır bir Yağmur"

Benimle birlikteliği ayı bulan Yağmur şehir şehir eşlik etti bana. Kitap aslında okuduğum Nar Ağacı kitabının yanında çerez olsun diye taşıdığımdı. Lakin görünen o ki boynuz kulağı geçmiş, çerez dediğimiz kitap asıl kitaptan çok ama çok dolu ve içerikli çıktı.

"Kutlu bir zaferdir bu ebabil dudağından
Rahmet vadilerinden boşanır ab-ı hayat
En müstesna doğuşa hamiledir kâinat."

Her zaman okuduğum asıl kitapların arasına ufak tefek şiir kitapları sıkıştırır, bazen açar okur, sonra aslolan kitabıma devam ederim. Bu huy iyice oturdu üzerime ve hoşuma da gitmeye başladı.

"Yıllardır boz bulanık suları yudumladım,
Bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları,
Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım."

Nurullah Genç’ten bahsetmeye herhâlde lüzum yoktur. Ki kendisi benim en sevdiğim ahir zaman şairlerindendir. 29 harfin öyle güzel bir kombinasyonunu yapıyor ki, direkt hem akla hem de kalbe hitap ediyor.

"Hasretin alev alev içime bir an düştü,
Değişti hayal köşküm, gözümde viran düştü,
Sonsuzluk çiçeklerle donandı yüreğimde,
Yağmalanmış ruhuma yeni bir devran düştü."

Gönülden yazılan eserler her zaman kendi kendini okutturmaya heveslidir. Yağmur şiiri de bunlardan bir tanesi olup, kitaba ismini veren şiirdir. Fuzuli’nin Su Kaside’si olsun, Kur’an Şairi Mehmet Akif Ersoy şiirleri olsun, Yunus Emre şiirleri olsun hep tasavvufi bir tat ile bezenmiştir. Bu haliyle de okuyanını mest etmekten başka çareleri olmayan eserlerdir.

"İhtiyar cübbesinden kan süzülür Nebi'nin,
Gökyüzü dalgalanır ipekten kanatlarla,
Mehtabını düşlerken o mühür sahibinin,
Sarsılır Ebu Kubeys kovulmuş feryatlarla,
Evlerin arasına dikilir yeşil bayrak,
Yeryüzü avaredir, yapayalnız ve kurak."

Toplamda 43 şiirden ve kitabın belli bir yerinden sonra Yağmur adlı şiirin şerhi ile devam etmektedir. Muazzam güzellikteki sözcük toplulukları okunmaya değecek kadar manalı ve güzeldir.

"Zaman, ayaklarımda tükendi adım adım,
Heyula, bir ağ gibi ördü rüyalarımı,
Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım."

Sözün özü; kitap harika içeriklerle dolu. Okunulası ve tavsiye edilesidir.

Sevgi ile kalın.
224 syf.
·10/10
Kitap tercihlerinin basit de olsa hikayeleri olması hoşuma gidiyor.. Bir gece halısaha çıkışında eve giderken arabadan video çektim. Videoyu WhatsApp'tan izleyen kardeşim Oğuzhan, "ağabey bizim buralara ne kadar benziyor." derken. Meğer yanıbaşımda tahsil görüyormuş. Hemen bir buluşma ayarladık. Fâtih de meşakkatli yolları aşıp geldi. Necip Fazıl'dan, Sezai Karakoç'tan, İsmet Özel'den kitaptan şiirden derken.. Fâtih kardeşim Yağmur adında bir Naat'tan bahsetti. Tabi Erzurumlulara olan zaafını da unutmamak gerekir. :) Orada hatırımda kalan bu şiirden adını almış şiir kitabıyla nihayetinde tanışmış oldum.

Yazar ilk sıraya saygıyla koymuş Yağmur'u ve rahmet kapılarını direkt açmış bizlere. Nasıl anlatabilir ki.. Râsuli Ekrem'e olan aşkı, sevgiyi ve özlemi öyle güzel işlemiş ki taşlara dahi imrenerek yazılmış bir Naat..
Sonrasında aşkın saf ve temiz halini bazen hafif bazen yoğun imgelerle Yağmur sonrası toprak kokusu gibi sermiş okuyucusuna.. Ve hafif hafif yağmuru andırarak bitiyor kitap..

Genelde 6'lı mısralar ile yazılmış şiirler ve kendine has bir uyak düzeni kurmuş (muhtemelen) ve aynı tempoda devam ediyor. Hani bir şiir görürsünüz bunu Nurullah Genç yazmış olabilir mi diye sorabilirsiniz. Kendi parmak izi yeterince belirgin ve özgün bir şair..

Şiirler bittikten sonra Naat'ın şerhi ve hikayesi kitabın sonuna ilave edilmiş. Acaba kitapta olmasaydı iyi mi olurdu diye düşündüm biraz. Bilemiyorum. Saçma ya da gereksiz bulduğum anlaşılmasın. Çok güzel bir yazı ama ayrı bir kitapta olsa nasıl olurdu diye düşündüm sadece..

Yorum kısmına Nurullah Genç'i daha yakından tanımak isteyenler için GZT röportajını bırakacağım. Video ve Tv'ye ayda 20-25 saatini ayıran birisi olarak tavsiye ederim. Böyle kaliteli insanları tanımak ve tanıtmak da vakti güzel değerlendirmek hizasına yazılabilir..

İyi okumalar dostlar..
136 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Gagaç olmuş – kurumuş ot, ufalanmaya hazır, kuru - kalplerde bir yeşillenme hareketidir Nurullah Genç. Bana göre tür ve biçim olarak yaşayan en iyi şairlerden bir tanesidir.

Şairimiz Erzurumludur. Şiirlerinde ise Erzurum birçok kez dile getirilmiştir. İyi bir eğitim ve iş hayatı olmasıyla beraber sayısız eser vermiştir. Her zaman önceliğim “Yağmur” adlı şiirinden yanadır. Lakin “Sensiz Kalan Bu Şehri Yakmayı Çok İstiyorum,” “Siyah Gözlerine Beni de Götür,” “Beni Yakışına,” “Sesler ve Adımlar” ve “Rüveyda” adlı şiirleri de en sevdiklerim arasındadır.

Şiirlerinde her zaman bir ilahi ışık, güçlü dize ve manalar bulmak mümkündür. Sadece manaya ve ilahi aşka yol alan bir meyil içerisindedir. Bedene değil ruha hitap eder, sevginin her halini bulmak ise okur için muhtemeldir.

Rüveyda adlı eserinde de şairin kendi tür ve biçimi devam etmektedir. Gençken kaleme almasına rağmen estetik, naiflik ve zarafetinden asla ödün vermemektedir. Şiirlerindeki keskin doku şiiri sessiz okumaya müsaade etmeyip, kelimelerin üzerine basarak ve sesli bir şekilde kendini okutmaya hevesli bir eserdir.

“Sular köpürmemeliydi Rüveyda
Kırılmamalıydı ıslak dalları hasret selvilerinin
Ben zehire alışkınım, şerbete değil
Rüyalar nefret eder avare duruşumdan
Kâbuslar çeker ancak derdimi yeryüzünde
Sen gün boyu simsiyah bir ufukla beraber
Ben her gece bir Mehdi türküsüyle çilekeş
Yargılamak için zeval kayıtlarını
İnkılap bekliyorum”

Kitap Timaş Yayınları’ndan çıkmış 19. Baskıdır. Kapak tasarımı ve renk sesimi bir şiir kitabı için uygun, sayfa kaliteleri yerinde, 136 sayfa ve birbirinden güzel 47 şiir barındırmaktadır. Kısa bir yazar hayatıyla edebi kişiliği, hemen ardından şiirleri ile devam etmektedir kitap işleyişi.

“Kitapta baskı hatası da mevcuttur. Sayfa 79’dan 87’ye ve daha sonra 86’dan 95’e çıkmaktadır. Sayfa ve şiir kaybı yoktur, ancak Timaş Yayınları gibi bir yayınevinde olmaması gereken bir hatadır.”

Sözün özü; kesinlikle okunulası ve tavsiye edilesidir. Muazzam kalitede şiirleri barındıran bir eserdir. Özellikle biraz da ilahi tarzda şiirler arıyorsanız, kesinlikle sizin için yazılmış bir eser diyebilirim.

Sevgi ile kalın.
144 syf.
·Puan vermedi
Biri beni Nurullah Genç ile tanıştırdı ve sonra gitti. Kayboldu bende aramak istemedim. Görevini yaptı ve hayatımdan çıktı. Şiir okumaya daha yeni başladım ve İlk Yağmur'u okurken fazla etkilenmedim ama Rüveyda almak ve gelmesini beklemek çok heyecanlı idi aynı zamanda okumakta.



Biliyorum, bütün zindanlar benim
Özgürlük senindir aşk ülkesinde
Ardımda korkunun son bekçileri
Hayatıma çökmüş sisli tepeler
Aldırma, ellerim boş kalsın yine
Ay ışığı düşsün kirpiklerine
Kahra kırgın, yalnızlığa küskünüm
Sen baharın yâr gününde açan gül
Brn baharın her gününde suskunum

Yazarın biyografisi

Adı:
Nurullah Genç
Unvan:
Türk Şair, Akademisyen
Doğum:
Horasan, 9 Eylül 1960
09.09.1960 yılında Erzurum'un Horasan ilçesinde doğdu. İlkokulu, köyünde okul olmadığı için, akrabalarının yanında iki ayrı köyde iki yıl üç ay okuyarak bitirdi. Ortaokul birinci sınıf için Kars'a gitti; teyzesinin yanında Merkez Ortaokuluna devam etti. Amcası köyden Horasan'a evini taşıyınca, ortaokul 2 ve 3. sınıfları onun yanında okudu ve Horasan Ortaokulundan diploma aldı. Ortaokul 2. Sınıftan itibaren çalışmaya başladı. Boyacılık, garsonluk, bulaşıkçılık yaptı. Ayakkabı boya fiyatını 50 kuruştan 25 kuruşa düşürdüğü ve kaliteyi de üst düzeyde tuttuğu için Horasandaki kahvehanelerin aranan boyacısı oldu. Ayakkabısının rengine, oturduğu kahvehaneye gidiş saatine ve hangi sıklıkta boya istediğine göre müşteri arşivi oluşturdu. Bu durumdan rahatsız olan diğer boyacılar sonunda dayanamadılar ve piyasalarını bozan bu yeni boyacıyı bir kenarda kıstırıp darp ettiler. Boya sandığını kırıp dağıttılar. Boyacılık yapmaktan mecburen vazgeçti. 3. Sınıfta gece fırında çalıştı, gündüz okula gitti. Yakınları sınıfta kalacağını düşünürken, okul birincisi oldu; fırıncılığı öğrendi ve daha sonra üniversiteyi bitirene kadar her yaz fırında çalıştı.

Parasız yatılı sınavlarına girdi. Sonuç belgesi gelmediği için kazanıp kazanamadığını bilemedi. Babası, ahırındaki 10 koyundan sekizini satarak onu paralı yatılıya kaydettirdi ve böylece Erzurum İmam - Hatip lisesindeki okul yılları başlamış oldu. İki ay paralı yatılı da kaldı. Sonra parasız yatılıyı kazanmış olduğunu öğrenince, Lisenin hemen bitişiğindeki yurt binasına yerleşti. Babası, paralı yatılıdan ayrılırken yatırdığı ücreti geri almadı ve ihtiyaç sahibi çocuklar için harcanmasını istedi. Babasının bu davranışı karşısında çok duygulandı ve bir süre sonra yeni bir boya sandığı yaptırarak ders çıkışlarında yurt kantininde boyacılık yapmaya başladı. Ödev yapma zamanı olmayan öğrenciler için para karşılığı ödevler yaptı. Dört yıl böyle devam etti.

Lise yılları boyunca derslerin dışında çok sayıda kitap okudu. Gözlük takmaya başladı. Şiir çalışmaları yaptı ve ödüller aldı. Tarım ve Orman Bakanlığının şiir yarışmasında Türkiye ikincisi oldu. Milli Türk Talebe Birliği Hicri 1400 konulu şiir yarışmasında Hicret isimli şiiriyle Türkiye birincisi oldu ve bu şiir Nesil dergisinde yayınlandı. Tiyatroya ilgi duydu. Her yıl takdirname aldı ve 1978-1979 eğitim-öğretim yılı sonunda Erzurum İmam – Hatip Lisesini birinci olarak bitirdi. Boyacılıktan kazandığı paralarla 10 tane koyun alıp köyüne, babasının ahırına götürdü ve lise süreci böylece tamamlanmış oldu.

O yıl yapılan üniversite sınavları sonucunda Atatürk Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi'ni kazandı ve okul hayatına orada devam etti. Üniversite yurtlarında kalmaya başladı. İlk yıl yurt kantininde boyacılık yapmayı sürdürdü. Siyasi bir kavganın ortasında kalıp boya sandığı kırılıp dağıtılınca, bunu yapmaktan vazgeçti. İnşaatlarda ve fırınlarda çalıştı. İşten geç çıkıp yetişemediği için kapısı kapanan yurtlara giremediği zamanlar, daha sonra Siyah Gözlerine beni de Götür şiirinin yazılacağı Erzurum tren garında, bankların üzerinde uyudu. Üniversite yıllarında şiirleri edebiyat dergilerinde yayınlanmaya başladı. Aylık derginin daimi kadrosunda yer aldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Genç Kuşak dergisini çıkardı ve orada şiirleri yayınlandı. Yeni Devir Gazetesi Genç Kalemler Makale yarışmasında Yaşar Garip Koyuncu mahlasıyla Türkiye ikincisi oldu.

İlk stratejik planını üniversitenin birinci sınıfında yaptı. Vizyonunu ve misyonunu belirleyerek dolabının kapağına, "20 yıl sonra yönetim ve organizasyon profesörü ve Türkiye'nin tanıdığı bir şair olacağım" diye yazdı. Bu durum arkadaşları tarafından garip karşılansa da, düşüncesinden ve kararından vazgeçmedi. Çalışmalarını, gelecek için oluşturduğu bu zihni tasarıma göre yürüttü.

Üniversite yıllarında edebi çalışmalarının yanında tiyatro ve satranç çalışmaları da yaptı. Yurt-Kur Bölge tiyatrosu adına Moliere'in Cimri isimli oyununu sergiledi. Harpagon adlı cimri karakterini oynayıp büyük beğeni kazandı. Erzurumda bulunan ve oyunu izleyen devlet tiyatroları yönetmeni, kendisine profesyonel tiyatro yapma teklifinde bulundu. Fakat şartlar dolayısıyla kabul edemedi. Yine aynı yıllarda satranç oynamaya başladı. Ve daha sonra Erzurum satranç şampiyonu olarak Türkiye Satranç liginde yer aldı.

1983 yılında fakülteyi bitirdi. 1984 yılında aynı fakülteye araştırma görevlisi olarak girdi. Yönetim ve Organizasyon alanında yüksek lisans yaptı. İki yıl doktora programı açılmasını bekledi. 1990'da doktor, 1995'te doçent, 2001 yılında profesör oldu. 2003 yılında Kocaeli Üniversitesine geçti ve orada yedi yıl çalıştı.

1994-2013 yılları arasında kamu ve özel sektör kuruluşlarına danışmanlık hizmetlerinde bulundu. Çok sayıda işletmenin reorganizasyonunu gerçekleştirdi ve stratejik planını yaptı. Aile işletmelerine ortaklık bilinci ve yapısı hususunda hizmet verdi, aile anayasaları hazırladı. Kocaeli Üniversitesinin stratejik planlama çalışmalarında bulundu. Bologna Eşgüdüm Komisyonunda yer aldı. 2010 yılında emekli oldu ve İstanbul Ticaret Üniversitesinde çalışmaya başladı. Bölüm başkanlığı ve dekanlık görevlerinde bulundu. İstanbul Ticaret Üniversitesinin 2012-2017 Stratejik Planı'nı hazırlama kuruluna başkanlık etti.

31 Aralık 2012 de Sermaye Piyasası Kurulu'na Üye olarak atandı. 10 Şubat 2015 tarihine kadar Sermaye Piyasası Kurulu üyesi ve Başkan vekili olarak görev yaptı. 1 Mayıs 2015 tarihinde Merkez Bankası Meclis Üyesi olarak göreve başladı. Halen bu görevini sürdürmektedir.


1990 Türkiye Diyanet Vakfı N'at-ı Şerif Büyük Ödülü Sahibi (Yağmur şiiri ile).
1987 Kültür ve Turizm Bakanlığı Roman Teşvik Ödülü sahibi (Tutkular Keder Oldu romanı ile).
1996 Doğu Anadolu Gazeteciler Cemiyeti Kültür Hizmet Ödülü sahibi.
1998 Tuzla Belediyesi Gül Şiirleri Armağanı Ödülü sahibi(Gül ve Ben isimli eseri ile ile).
1999 Türkiye Yazarlar Birliği Yılın Şairi Ödülü sahibi(Hüznün Lalesidir Dünya eseriyle).

Yıllardır işletme yönetimi kapsamında pek çok işletmeye danışmanlık yapan ve eğitimler gerçekleştiren Genç, proje uygulama ve stratejik planlama alanlarında da hizmet vermektedir.

 

Yazar istatistikleri

  • 901 okur beğendi.
  • 2.174 okur okudu.
  • 109 okur okuyor.
  • 1.281 okur okuyacak.
  • 8 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları