Çok geç kalmış bir kitap incelemesi ile ilk defa karşınızdayım.
Kendime Düşünceler, Roma İmparatoru Marcus Aurelius'un özel notları ve Stoa felsefesi üzerine (adı üstünde) düşüncelerinden oluşuyor. Anlatımı sade ve bazen monolog, bazen de direkt olarak okuyucuyla diyaloglar şeklinde. Aradan geçen yaklaşık iki bin yılın ardından bile rahatça anlaşılabiliyor. Bunun sebebi belki de çevirinin başarısıdır ancak o konuda yorum yapabilecek kadar bilgim yok maalesef. Ya da kitapta geçen konuların evrensel oluşu ve her çağda karşımıza çıkan insan ve toplumla ilgili konular olmasından kaynaklanıyor da olabilir.
Stoa düşüncesi; temelinde insan ve insanın doğasına uygun yaşaması, temel hayvani içgüdülerini fethetmesi, duygularına yenik düşmemesi ve "yönetici ilkenin" mutlak hakimiyetini sağlamak için yaşam tarzını ve düşünce sistemini nasıl değiştirmesi gerektiği üzerine yoğunlaşıyor. Ancak yukarıda da bahsettiğim gibi sadece bunlarla sınırlı değil. Bu konuları felsefesinin temel taşları olarak kullanıp hayatın her alanındaki sorulara ve sorunlara da cevap vermeye çalışıyor. Bunların yanı sıra "Hayat nedir?" gibi klasik felsefi soruları da es geçmiyor elbette.
"Hata yapana kızma." veya "Öfkeye öfkeyle karşılık verme." hatta "Maddiyata değer verme." gibi artık her yerden duyabileceğiniz yaygın öğretileri de stoa felsefesinde bulmak mümkün.
Bu durumda insanın aklına şu soru geliyor: Neden? İnsanın doğasına uygun olduğu için mi. Yıllar içinde "influencer"ların, kişisel gelişim gurularının, bilumum acayip varlıkların kafamıza kafamıza fırlattığı bu çok temel öğretilere neden hâlâ ihtiyaç duyuyoruz. Stoacılar bu sorunun cevabını binlerce yıldır biliyordu. Onlara göre insan doğası gereği "vatandaştı". Yani medeniydi. Diğer hayvanlardan çok daha üstün, bambaşka bir varlıktı. Bu yüzden