Biz… yaptıklarımızdan çok yapmadıklarımızdan mesulüz. Konuşmamız gereken yerde sustuklarımızdan, savaşmamız gereken yerde kaçtıklarımızdan, koşmamız gereken yerde durduklarımızdan…
Her şey farklılaşıp değişti fakat iki şey hep sabit ve eksiksizdi: iyilik ve kötülük. Dünyayı döndüren bunlardı, Tanrı'nın varlığını sorgulatan da. Hep iyilik olsa, burası elbette cennet olurdu; hep kötülük olsa, cehennem... Fakat burası dünya. Burası, Tanrı'nın kalplerimizde Tanrı sıfatını giydiği yer. Burası, Tanrı'nın bilindiği yer. Burası, iyinin ve kötünün genlerle var edildiği yer
Erkeklerin boğazında, kadınlarda pek belli olmayan bir boğum vardır. İnsan yutkundukça o boğum önce yükselir, sonra iner. Hikâye bu ya... Babamız, bize bir hatayı görünür halde miras bırakmış. Hz. Âdem, yasak elmayı yedikten sonra lokma boğazına takılmış ve o "Âdemelması" denen çıkıntı oluşmuş. Akıl ve yürek arasındaki boğazda, her yutkunduğumuzda hatırlanacak bir iz... Aslında bütün hataların bu ikisi arasında misafir edileceğini ve sıkışacağını öğütler gibi.