Benden hep şüphe duyacaksın. Biliyorum çünkü ben de bu şüpheyi duyuyorum. Sen benimle bir ilişki yaşamakla ilgili kaygılanıyorsun ama ben bunun içinde yaşıyorum. Ruhum çok ağır bir çuval gibi. Senden onu taşımanı istemiyorum, istediğim onu taşımaya çalışırken bana izin vermen. İzin vermelisin çünkü onu her zaman taşıyamıyorum ve bazen peşimde sürüklemek zorunda kalıyorum. Taşıyamazsın da çünkü omzumdaki bu yük; çekip alabileceğini, ucundan tutabileceğini sandığın, benim ruhum. Ellerimi uzatıp ben de yakalayamıyorum. Sadece kafamın içinde onu yakaladığımı ve zapt edebildiğimi düşünüyorum, ben kafamın içinde kendi ruhumu bir kafeste tutmaya çalışıyorum ve sen onu alıp kendi kafesine koymak istiyorsun. Buna hakkın yok, o yüzden bilmelisin ki ben mutsuz biriyim ve buna izin vermek zorundasın. Bana izin vermek zorundasın.
…Biri tarafından kapının önüne konmaktan o kadar korkuyordum ki sürekli bavulumun orada olduğunu hatırlatma ihtiyacı duyuyordum. Paramparça olacağından o kadar emindim ki çatlakları kendim yaratıyor ve kırılması için hep masanın en ucuna bırakıyordum. Bıçağı titizlikle biliyor sonra da onun kesmemesini istiyordum…
Sevgili gökyüzü, insanı öylece koyverip mahvolmuyor ki önce kopartılan dalları iyileşir sanıyor ama mevsimler geçiyor, ağaç ilk koparıldığı dallardan kurumaya başlıyor. Ama kök hep kalıyor sevgili gökyüzü.