Siz hiç bir an'ı; aynı anda, her açıdan, tüm ayrıntısıyla, en ufak seçimlerle değişebilecek kadar hassas şekilde bağlı halde ve ışıklarla çevrili odalar halinde gördünüz mü? Ya da görmek ister misiniz? O an taşıdığınız tüm yargıları, tüm kızgınlık ve kırgınlıkları, nefreti, kınamaları ve size ağırlık yapan tüm duyguları bırakabilseydiniz nasıl hissederdiniz? Tahmin edilebilir bir şey gibi gelmiyor kulağa. Her anımız bunlarla o kadar dolu ki..
Size bir dünya yaratma hakkı verilse ve her şeyi istediğiniz gibi seçseniz, bir yerde "Şimdi ne olacak?" demez miydiniz?
Kaçımız sözde kaçtığımız tüm o duyguları yeniden yaratmadan yaşayabilir? Kaçımız o ütopik dünyanın tadını sonuna kadar çıkarabilir? Kaçımız için böyle hoş ve basit bir dünya mümkün?
Bir elbise diktim kendime, çok güzel..
Ama ben uygun değil isem o elbiseye, artık güzel gelebilir mi gözüme?
Kaçtığımız her şeyin, yok etmek istediğimiz her şeyin aslında var olmaya devam etmesini istiyoruz. Nereye sığacak yoksa bu kadar öfke ve nefret?
Dışarı atılacak bir şey yoksa, neden hala içimizde var olabiliyor?
Belki sevginin kaynağını başka yerde aradığımız gibi öfkenin de kaynağını başka yerde arıyoruzdur. Kaynak neredeyse, akış ordan diyoruz. Beni kim öfkelendirirse öfkemi, kim beni severse sevgimi hak ediyor.
Dürüst olmam gerekiyor. Hepsinin kaynağı kendim.. Üstelik vardığı yer de benim.
Kendimden kendime taşımak istediklerimi seçiyorum.
İçeride ne varsa, dışarıda o var.
Sadece hatırla..