Toprak ne kadar eşelersen eşele kapkara, kopkoyu bir şeydi. Nasıl olup da içinden mavi, mor, pembe, sarı, kırmızı çiçekler, meyveler, sebzeler çıkabiliyordu? Simsiyah toprak çileğin kırmızısını nerede saklıyor olabilirdi?
Kadınlar biraz böyleydiler. Erkek evlatçıydılar hep birden. Oğlan çocuklarını kendi donunu bağlamayı bile öğrenmesine fırsat vermeden el bebek gül bebek büyütürler, bu çocuklar büyüyüp bir baltaya sap olacak kadar dirayet sahibi olamadıklarında da kara kara düşünüp kendilerini yerlerdi. Tek laf edilmezdi ne çocukluklarında ne gençliklerinde. Zaten gençlikleri bitip adamlık yaşlarına erdiklerinde de onlar çoktan laf dinlemez kazıklar haline gelmiş olurlardı. Babalarıysa bu macera boyunca onlara hiç karışmaz, hiçbir işin ucundan tutmayıp adam sırasına giremedikleri hakikatiyle karşılaştıklarında da "senin oğlun" dedikleri bu adamların her kabahatinde annenin başarısızlığı olarak gördükleri bir yanlışı işaret ederlerdi. Böylece annelerinin gözünde hiç büyümeyen oğullar babalarının gözünde de hiçbir zaman adam olamazlardı. Hep annelerin kabahatiydi babalara göre..
Müslümanlar ilkin İslam'ın zaman ve tarih sorumluluğunu yitirdiler, daha sonra da toplum borçlarına olan duyarlılıkları zayıfladı. En sonunda da, günümüzde ne yazık ki şeytanın ve İslam düşmanlarının saldırıları her birimizin iç benliğine doğru sarkmaya başladı.
Artık en büyük savunma savaşımızı içimizde veriyoruz.