Şeytanın, Hz. Âdem'e secde emri gelinceye kadar hiç imtihan edilmediği rivayet edilir. Yıllarca meleklere vaizlik eden cinlerden bir varlıktı şeytan. Zaten adı kovulmuş manasına gelen şeytan değil, Azazil'di. Onun yeryüzünde secde etmediği bir yer kalmadığı da rivayetler arasındadır. Gözünün üstünde kaşın var bile denmemiştir ona. Dolayısıyla o kendini faziletli bir kul olarak görmekteydi. Hatta bir Allah aşığı sanıyordu kendini. Hz. Âdem'e secde emri söz konusu olduğunda o da fark etmiş oldu esasında kibirli bir kâfir olduğunu. Dolayısıyla kimin altın kimin bakır, kimin elmas kimin kömür, kimin şeytan kimin melek, kimin Firavun kimin Musa olduğunun belirginleşmesi için musibetlere lüzum vardır.
İsimlendirme ve vasıflandırma insana verilmiş en büyük imkân ve en tehlikeli silahlardandır. Yaşadığımız şeye ne adını veriyorsak odur. 'Of' yerine 'oh' demek insanın elindedir. Gurbete 'vatan' denilebildiğinde, gurbet 'vatan'dır. Bir şarkıda geçtiği gibi, "Sıla mı, gurbet mi adını sen koy!"