Ardımda, kentin içinde, geniş ve dümdüz yollarda, lambaların soğuk aydınlığında, korkunç bir toplumsal olay can çekişiyordu : Pazar gününün bitişiydi bu.
Yalnızım. İnsanların çoğu evlerine gitti ; radyo dinleyerek akşam gazetelerini okuyorlar. Pazar günü, ağızlarında bir kül tadı bırakarak sona eriyor ve şimdiden pazartesiyi düşünüyorlar. Ama benım için ne pazartesi ne de pazar var: Benim payıma düşen düzensiz bir biçimde geçip giden günler ve bunun gibi bir anda ortaya çıkıveren parıltılar.
Her anıma , bütün varlığımla sarılırım: Yerine başkasının konulamayacağını, biricik olduğunu bilirim fakat onu yitip gitmekten alıkoymak için bir şey de yapamam.