Sessizliğine yenilir insan bazen. Sustuğu için kendisinden nefret eder,
dilinin ardına saklanan korkak sözcüklere düşman olur. Söyleyemedikleri
pişmanlığı olur bazen, o pişmanlık bir ateş misali yakıp kavurur içini. Keşke
der defalarca. Keşke, geriye sarabilseydim zamanı. Bunun her ne kadar
mümkün olmayacağını bilsek de, ömrün her pişmanlık demlerinde, bunu
dillendiririz nedensizce. Zamanın zinhar geriye dönmeyeceğini bile bile.
Sonra akıp giden saatlere küseriz kederlice.
Bazı adamlar vardı, incitmekten korkarak severlerdi yüreklerine
mühürledikleri kadınları. Parmak uçlarını sever, avuç içlerine buse
kondururlardı. Bir ömür mabediymiş gibi, en derinlerinde saklarlardı sevdayı.
Fakat kıymet bilmezdi bazı kadınlar. Hiç sevmemiş gibi gider, sevilmiş
olduklarını inkâr ederlerdi.
Bazı adamlar ise yakarak severlerdi. Yıkar, parçalar, darmadağın ederlerdi.
Zamanı gelince ise aşktan çürümüş bir ceset bırakıp yok olurlardı. Bir kısır
döngüydü bu. İyi kadınlar kötü adamlara âşık olur, kötü adamlar doğru
kadınlara yanlış yaparlardı. Nedendir bilinmez, iyi bir yüreğe iyi bir yürek
denk gelmezdi. İstisnayı bozan kaideler ise, masallara dönüşür, dilden dile
destansı hecelerle aktarılırdı.