Eğer kızgın hükümlerin üzerinde söz sahibi olmadığı, en acımasız efendilerin tehdit edemediği ve talihin, üzerinde bütün gücünü tükettiği bilgeliğin o en yüce halinde, ölümü yalpalamadan, sakince kabul edip onun kötü bir şey ve haksızlık olmadığını bilirsek, kayıplara ve acılara, utanca, yer değişimlerine, kısırlığa ve ayrılıklara çok kolay katlanacağız.
İnsan olarak doğan birinin acı ve kayıpları, yara beresi etrafında gümbürdeyen nesnelerin o büyük hareketlerini güvenle izleyecek, zor durumları sakince, hayırlı durumları ölçülü bir şekilde karşılayacak, birine kapılıp gitmeyecek, diğerine güvenmeyecek, talihi değiştiğinde hiçbir şekilde değişmeden kalacak ve kendisi dışında hiçbir şeyin kendisine ait olmadığını ve kendisinin de en iyi tarafının bu olduğunu düşünecek {...}
Gölgenin, korkunç maskelerin ve eciş bücüş yüzlerin bile korku uyandırdığı, istemedikleri adların kulaklarına söylenmesiyle, parmak hareketleriyle bile gözyaşı dökecek şekilde ağlayan ve anlam veremedikleri bir hilenin etkisiyle sinen çocuklar gibi, sadece acıyla değil, aynı zamanda acı düşüncesiyle hırpalanarak böyle saçma yargılara vardık.