İlk dökülen kan, kardeşin kardeşten akıttığı kandı.
Yaşamla ölüm arasındaki nehir, kan kırmızı bir perde gibi akar. Geldiği yerden gittiği yere taşır, kanı ve çığlıkları. Uzun, derin ağıtlar, henüz doğmamış geleceği ayırır geçmişten. Bundan böyle birleşemez, ne nehirler ne dağlar ne de insanlar..."
Bedenine hangi bilgi ekildiyse yaşamında o bilgiyi biçersin. Bu deneyime iç dünyanda tanıklık edip onunla özdeşleşirsin. Aynalardan ve rüyalardan uyanarak aracısız bilirsin.
İçinde bir ses, 'Ben ölümsüzüm, ben ruhum, ben doğum ve ölüm ötesiyim,' diye haykırmaya başlar. İşte bu, rüyalardan uyanmak için ölmeden önce dünyadayken deneyimlenen ölüm, yani mutlak uyanıştır."