Her şey Paris’in Helene’i kaçırmasıyla başladı. Eğer öyle olmasaydı, ona talip olanlar Helene için Truva’da savaşamayacaktı, belki de kimseler ölmeyecekti. Akhilleus’un türünün en büyük savaşçısı olacağını biliyordu çünkü annesi bir tanrıçaydı; babası ise ölümlü. O zamanı gelince bir tercih yapacaktı. Patroklos ise söz verenlerden biriydi o gün Helene’nin karşısında. Ama hayat onu başka bir yere sürgüne gönderdiğinde, alıştıklarını bırakıp yepyeni biri oldu. Birinin dostu, aşığı, sırdaşı, yoldaşı oldu. Ve savaş geldiğinde bir anlık seçim her şeyi değiştirecekti.