Göğün ve aşkın konuşmaya ihtiyacı yok. Halden bilene ihtiyaç var. Hali okuyabilene. Halden anlayabilene.
Oysa günümüz aşkları nasıl da bağırgan: 'Beni sev! Beni sev!' Gerçek aşk sevilme ihtiyacının üstündedir, talep etmemeyi de bilmektir. Aşkın hakikati, âşığın susuşundadır, çektiği çilede, düştüğü çöldedir..
Hikmet ehlinden birine 'niçin gamlanmıyorsun?' diye sorulduğunda şöyle demiş: 'Çünkü yitirdiğimde beni gamlandıracak bir şey edinmedim.'
Kanaat duygusu bizi daha fazlasını istemekten alıkoyar. Böylece sahip olduğumuzu sandığımız şeylerin bize sahip olmasını engeller. 'Ne mutlu o kimseye ki, hiçbir şeye sahip olmamıştır ve hiçbir şey tarafından sahip olunmamıştır.'
" O koskoca boşluk aleminde nokta kadar yer kaplıyordu. Ama o nokta kadar bünyeye dünya dolusu dertleri nasıl sığdırmıştı gerçekten? Mahcub olmuştu.. "
| Fikriye Cevher
" Kabe'dekiler gibi herkesin içinde taşıdığı putlar vardı. İhtiras, mevki ve makam aşkı, yönetme arzusu, para ve zenginlik, zevk-u safa, içki ve kadın.. "