Hâlâ insanlığın uyanamamasını anlayamıyor, öfkeleniyordu Ali. Gelinen noktada, herkesin bindiği dalı kestiği tablo nasıl oluyor da görülemiyordu. Yerküre de isyanlardaydı. Kuraklık, kirlilik, artan felaketler, depremler, seller... Insanlığın uyanması için daha ne olması gerekiyordu.
İşıltılı, havalı mağazalarda mücevher gibi sergilenen ayakkabıların üretimi için dünyanın bir yerlerinde çocuklar karınlarını doyurabilmek uğruna çalıştırılırken, o çocuklar hâlâ ayakları çıplak yaşıyorlardı. Dünyanın bir yerlerindeki çocuklar, dünyanın bir yerlerindeki insanların petshop'lardan oyuncak niyetine aldıkları kedi, köpeklerden çok ama çok daha kötü koşullarda, acınası hallerde yaşıyorlardı.
İnsan kendisi için en ağır eleştirileri yapıyor olsa bile, o eleştirip zayıf gördüğü noktalar başkaları tarafından kurcalandığında savunma kalkanları harekete geçiyordu işe böyle...