Aret Vartanyan

Aret Vartanyan

7.5/10
313 Kişi
·
929
Okunma
·
196
Beğeni
·
12.487
Gösterim
Adı:
Aret Vartanyan
Unvan:
Yazar
Doğum:
İstanbul, 1978
İstanbul’da, mütevazi bir ailenin tek çocuğu olarak dünyaya gelen Aret Vartanyan, küçük yaşlarda yazmaya başladı. Ermeni, Rum, Müslüman, Musevi, Hristiyan, Alevi üyeleri ile küçük yaşta çokkültürlülüğü deneyimleyen Vartanyan, ilkokul sıralarında yazdığı kısa hikayeleri zımbalayarak çevresiyle paylaşır. Ortaokul sıralarında felsefe, psikoloji ve sosyoloji ile ilgilenmeye başlar ve sonrasında insanı, varoluşunu ve yaşamı irdelemeyi, kendi yaşam yolculuğunun odağına taşır.rnrnÜniversite yıllarında, birçok yerel/ulusal yayınlarda yazıları yayınlanmaya başlayan Aret Vartanyan, 1998 yılında internet sitesini kurarak yazdıklarını geniş kitlelerle paylaşır. Ailesinde,İstanbul’da ve özellikle Beyoğlu sokaklarında insana ve yaşama dair gözlemlerini kalemine ustalıkla yansıtan Aret Vartanyan, 2008 yılında ilk kitabı Sen ve Ben ile kısa zamanda onbinlerce okura ulaştı.rnrnİnsana ve yaşama ayna tutan bir sohbet olarak tanımladığı Sen ve Ben, insanın kendini tanımadan, kendi gerçekliğini farkedip ifade edemedikçe dünyayı ve evreni anlamlandıramayacağını, yaşamında farkındalığını bulamayacağı iddasını sayfalarına taşıdı. Yaşamında ve yazdıklarında klişelerden, kalıplardan uzak durmayı tercih eden ve düşüncelerini cesurca paylaşan Vartanyan, korkularıyla, kalıplarıyla, önyargılarıyla kendi yarattığımız kafesi anlamamızı ve çıkış yolunu nasıl bulacağımızı Sen ve Ben’de samimi bir üslupla anlattı. Okurlardan gelen binlerce epostayı tek tek yanıtlayan Aret Vartanyan, Sen ve Ben ile başlayan sohbeti, kitabın ve yazar-okur ilişkisinin ötesine taşıdı.rnrnAret Vartanyan’ın ikinci kitabı ise bu kez aşık olduğu kadın olarak tanımladığı İstanbul’u içine kattığı Bir Nefes istanbul oldu. Ülkemizin önce gelen yazar, sanatçı ve gazetecilerinin önsözleriyle başlayan Bir Nefes İstanbul, bu kez İstanbul ekseninde kendimizi arayışımızı anlatırken, önyargılardan, etiketlerden uzaklaştığımızda birarada yaşamanın nasıl birşey olacağını okurlarıyla paylaştı. Bir Nefes İstanbul, hepimizin aynı gemide nasıl yol yol aldığını okurlarına anlatırken, Anadolu’nun gerçek zenginliğinin farklı renk, kültür ve inanç zenginliğinde yattığının altını kalın çizgilerle çizdi.rnrnMarmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde lisans ve yüksek lisansını tamamlayan Vartanyan, İngiltere’de Oxford ve Londra’da eğitimini sürdürdüğü sıralarda Kişisel Gelişim kavramına odaklandı. Kişisel Gelişim çalışmalarında insanın iç dünyasına verilmesi gereken önemin verilmediğine inanan Vartanyan, Kişisel Dönüşüm yaklaşımı üzerinde çalışmalarını yoğunlaştırdı. 2009 yılında Yaşam Atölyesi çatısı altında çalışmalarını başlatan Aret vartanyan’a göre, bireyin yaşanmışlıklarını, duygularını ve farklılıklarını dikkate alarak iç dünyasına eğilmeden yapılan çalışmalar, temeli sağlam olmayan bir ev inşa etmekten öteye geçemiyor ve ilk sarsıntıda yıkılması kaçınılmaz.rnrnGünlük yaşamın bir yarışa dönüşen yoğunluğunda, mesaj bombardımanın ve dünyanın getirdiklerinin altında yaşadıklarını 15 yıllık profesyonel iş hayatında kendisi de deneyimleyen Vartanyan, iç dünyamız ile dışarıdaki dünyanın dengelenmesi ile kendi kişilik ve isteklerimiz doğrultusunda yaşamımızı nasıl inşa edebileceğimizi Yaşam Atölyesi çalışmalarında paylaşıyor. Birkaç yıl süren sınıf eğitimleri, günlük seminerler, kurumsal çalışmalar ve online buluşmalarla iki yıl içinde yüzbinden fazla katılımcıyla buluşan Yaşam Atölyesi, 2011 yılında Türkiye’nin dışına çıkarak Londra ve Newyork başta olmak üzere dünyaya açıldı.rnrnAret Vartanyan’ın üçüncü kitabı Bir Yüz Bir İnsan ise, ‘Bir Bedende Kaç Kişi Yaşıyoruz? sorusuyla okurlarını karşılıyor. Yaşama, varoluşumuza, günlük hayata, aşka farklı pencereler açan Bin Yüz Bir İnsan, her gün büründüğümüz onlarca rolün zihnimizde, ruhumuzda ve bedenimizdeki yansımalarını bir hikaye kurgusunda anlatırken, dünyayı algılama şeklimizi ve kendimizi keşfederek, değiştirerek neler yapabileceğimizi gözler önüne seriyor.rnrnİçeriğinden kitap kapağına, müziği, videosu ve farklı uygulamalarından okura sunulma aşamasına kadar bir çok ilki beraberinde getiren Bin Yüz Bir İnsan, Gökhan Kırdar’ın müziğiyle cümleleri notalara da taşıdı. İstanbul’da farklı lokasyonlarda kurulan 7 ayrı sette çekilen Bin Yüz Bir insan videosu, Türkiye’de bir kitap için çekilen ilk büyük prodüksiyonlu kısa film olma özelliğini taşıyor.rnrnAret Vartanyan, Bin Yüz Bir İnsan’da da okurlarıyla paylaştığı gibi, insanın odağında olmadığı her ideolojinin, yönetimin, projenin bütünlükten uzak olduğunu her fırsatta dile getiriyor. Her bir insanın etiketlerinin arkasına geçildiğinde, sevgiyi, yüksek yaşam standardını koşulsuz hakettiğine dikkat çeken Vartanyan, bugün dünyada yaşanan her şeyin insanlığın bir yansıması olduğunu ifade ediyor. Bireylerden oluşan dünyayı, bugünkü görünümünden kurtarmak, kendi ifadesiyle dünyayı cennete dönüştürmek ise ise, yine bireyin kendisinden başlıyor.rnrnKendini bilen ve kendi değerlerini koruyarak, kendi olmayı başarıp paylaşarak, bireyin önce kendi içinde ve yakın çevresinde birçok şeyi değiştireceğini ifade eden Vartanyan, kendimizde ve yakın çevremizde başlayan değişimin kelebek etkisiyle tüm insanlığa yayılacağına inanıyor.rnrn‘Ben gerçekleştiğini fiziksel ömrümde göremeyeceğim bir ütopyaya yürüyorum. Tek bir kişiyi bile dışarıda bırakmadan insanın hakettiği yaşamı ve hayallerinin gerçekliğini sunan, sevgi üzerine kurulmuş, bireyin kendi olarak, kendini ifade ederek yaşadığı ve paylaştığı bir dünyayı yaratmak için paylaşıyorum. ‘
'' Karanlık çöktüğünde, yalnız kaldığında anlıyor insan, günlük hayatın ruhundan alıp götürdüklerini. ''
İnsanlara karıştım, gözlerine baktım, yüreklerinde yer buldum. Sorum aynıydı, “Gerçekten yaşıyor musun? Yoksa sadece nefes mi alıyorsun?”
İnsanlar ihtiyaç duyduklarında yanımızda oluyorlar, bizi şımartıyorlar, istediklerini aldıklarında yok olmuyorlar mı?
Bazen gördüğümüz halde görmemezlikten geliriz birçok şeyi. Sanırlar ki, kandırıldık, uyuduk, fark etmedik. Oysa sen yüreğine taş basarak gözlerini başka yana çevirmişsindir. Bil ki, gerçekten senin olan hiçbir şey seni bırakmaz. Yeter ki sen kendini terk etme.
Aret Vartanyandan sohbet edercesine hayata dair tespitler...Sanki karsılıklı sohbet edercesine belki aklımıza çoğumuzun gelip ama kendimize itiraf edemediğimiz ayrıntıları tespit etmis sevgili yazar...Evlilik iliski hayata dair yasantılar konu alınmıs.Sohbet ediyormusçasına yazılmıs olması kitabı daha sevimli hale getiriyor okurken sıkılmıyorsunuz.Yolculuk sırasında ya da bas ucu kitabı olarak okuyabilirsiniz.
Daha önce Aret'in hiç bir kitabını okumadım. Kişisel gelişim yazdığı için. Fakat bunda daha çok aşk üzerine ve aşk üzerine tavsiyeler bulundurduğu bir kitap. Aşkın farklı türlerini anlatıyor kitapta. Aşka farklı bir açıdan bakmamızı sağlıyor. Buda kişisel gelişim kitabıydı fakat kadın erkek ilişkilerine açık sözlülük ile bir çok detayı anlattığı için beğendim sanırım. Sanırım :)
Kitaba başladığımda kitabı sıkıcı bularak araya bir kitap daha sıkıştırıp yarım bıraktım.Sonrasında sıkıştırdığım kitabı bitirdim ve Siyah Gözyaşı adlı kitaba yeniden döndüm.Kitap günümüzdeki teknoloji ele almış.Güzel bir kurgusu vardı fakat yazar kitabı çok ani bir şekilde bitirdi bunu belirtmek istiyorum.Onun dışında kitap gayet güzeldi herkese tavsiye ederim.
Kişisel gelişim bir süreçtir. Bireyin anne rahminden çıkıp ölene kadar adım adım yürüdüğü yoldur. Kitaplarla okuyarak tamamlanacak bir süreç değildir. Fiziksel , ruhsal , sosyo-kültürel doygunluk gerektirir. Bu da ancak yaşayarak , gelişimsel evreleri sağlıklı atlatarak elde edilir. Diğer türlü kişisel gelişim kitaplarıyla yaptığımız yegane şey temeli olmayan binaya kat çıkmaktır.
Bir temele dayandırılmadan kişisel gelişim adı altında ortaya çıkan kitaplara çok fazla sıcak baktığım söylenemez. Herkesin anıları , tecrübeleri , yaşadıkları kendi kişisel gelişiminin bir parçasıdır.
Peki ben neden bu kitabı okudum o zaman ?
Tek bir cevap var. O da merak. O sıralar Aret Vartanyan'ın ismini çok fazla duymaya başlamıştım. Bu adam da ne var acaba diyerek , önyargılarımı bir kenara bırakıp elime alıverdim kitabı.
İlk başta aynı şeyleri düşünebiliyor olmanın hazzını yaşadım . Dedim ki şükür bu konuda varmış beni anlayacak biri . Tek başına olduğunu düşünürken uzun zamandır görmediğin , sohbetini sevdiğin biri çıkıverir ya karşına tatlı tatlı konuşursun kısa bi süre aynı onun gibiydi başlarda . Sonra dedim ki bu alelade , ayak üstü yaptığın bi sohbet değil. Bi eksiklik var burada . Dil yavan , edebi yanı zayıf kısacası kitap bi süre sonra basit gelmeye , kullandığı dille yaptığı tespitler iyi olsa da tat vermemeye başladı. Bunun yanı sıra belki de aynı fikirde olmak beni sıkan taraf oldu. Neyleyim bana sadece benim gibi yaklaşan kitabı. Belki fikirlerimiz uyuşmuyor olsaydı , belki bende okurken şaşırabilseydim belki de böyle düşünmeyecektim. Kimbilir...
"Farklılıklar hayata renk katar." deyip sözü daha fazla uzatmayacağım. :)
(Genelde kitapları yarım bıraktığımda üzülürüm . Acaba bir şey kaçırdım mı veya herhangi cümlesi benim için anlamlı olacak mıydı ? demekten kendimi alamam ama bu kitabı yarım bırakırken herhangi bi kaygı yaşadığım söylenemez...)
Uzun zaman çantamda taşıyıp, en ihtiyacım olduğu anda okumaya başladığım bir kitap oldu Gitme Zamanı benim için. “Gitme zamanı geldiğinde gitmek gerekir. Gitme zamanı bir kez değil, birçok kez gelir. Gitmen gerektiğinde gidemediklerin, bırakman gereken zamanda bırakamadıkların seni yolculuğundan, kendinden, hatta insan olmaktan uzaklaştırır.“ diyordu yazar. Ne de doğru söylüyordu. Hayat bir yerlerde tökezlemeye başladığında anlaman gerekiyordu ki yeni bir başlangıç yapma zamanı… Artık gitme zamanı…
Gitme Zamanı, hayatın kıyısında yaşama tutunmayı reddetme, hayatın içine dâhil olma, kendini bulma, ben olma üzerine yazılmış en güzel kitap diyebilirim. Bu kitabı okurken tüm kahramanlardan kendinize parçalar yerleştiriyorsunuz. Çünkü hayat bir arayış ve doğru yere ancak kendimize soracağımız doğru sorularla ulaşabileceğimizi bilmek gerekiyor. Sevgili Aret Vartanyan da görünen ile görünmeyeni, Zahir ile Batını o kadar güzel anlatıyor ki, kitabın sonunla çıkılan anlam bulma yolculuğu zafere ulaşıyor.
Dilerim bu güzel kitap milyonlarca yüreğe dokunur. Yüreğinize sağlık… @aret_vartanyan #kitap #kitapkurdu#kitapaski#kitapokuyorum#okumagunlukleri#okumagunlugu#instabook #instaphoto#kitapsevgisi #kitapsever #kitapyorum #kitapyorumu#yorum#huzunluyazar#oykuhane #book #booklover#library#bookphotography #bookreview
Gerçekten benim diyebileceğimiz bir hayat mı yoksa öğretilen, dayatılan başkalarına ait bir hayat mı yaşıyoruz? Kendimizi, ne istediğimizi biliyor muyuz? Ben beni anlamadan başkalarının beni anlaması mümkün mü?
Hayatın akışı içinde farkında olmadığımız pek çok konu ile ilgili farkındalık yaratarak yüzleşmemizi sağlıyor. Başarılı ve etkileyici buldum.
"Eğer kalabaliktaysan ama yalnizdan, herkese cok yakinsan ama bir o kadar da uzak, ben de senin gibiyim. Yureginin sesini duyuyorum, arayisini biliyorum. Hadi gel anlatacagim ve sonra da gidecegim" diyordu umut mavisi bir kitabin arka kapagi. Sayfalar birbiri ardina cevrilirken ne cok izler birakmisti beynimde. Degismeden sevilmek, maskelerden soyutlanmak, yalnizligi anlamak ve anlamlandirmak, dunyanda kendine yer acmak, dusup kalkip basarmayi ogrenmek, yarina birakmadan adim atmak, karsiliksjz vermeyi ve sevmeyi ogrenmek, kendi varolusunu neden varligini hissetmek ve iliskiler... Kisacasi hayatinda eksik gordugun hersey ve sen... Bu kitaptasin. Hadi gel sayfalari karistir ve kendini bul.
KEYIFLI OKUMALAR.. #kitap #kitapkurdu #kitapaski #kitapokuyorum #okumagunlukleri #instabook #okumaaski #okumakgüzeldir #okumak #kitapyorum #kitapyorumu #yorum #kitapsever #kitapsevgisi #kitapligim #booklover #bookstagram #bookstore #bookmark #book #suanokuyorum #1kitap1fotograf #oykuhane #aretvartanyan #destekyayinlari #senveben #kitapfotografcisi
HER SEY ASK... Evet, yine bir kitabin son sayfasini okurken huzunleniyorum. Birkac sayfa once yazarin hadi sen de ayni sarkiyi ac dedigi Cem Adrian Ben Seni Cok Sevdim caliyor. Isiklar kisik, saat gece yarisini coktan gecmis. Birazdan davulcu sokagi manileriyle dolduracak. Ve ben bir kitabin son sayfasinda, derinlerde bir yerlerde kaybolmus sana yaziyorum. Gercek aski nasil anlamlandirdigimi yazmistim sana bir yazimda. Dur hatirlatayim; "Icimde yukselen senfoni ve yalnizligimin omuzlarimdan akiyor. Yalniz bir o kadar kalabaligim. Kalabaligim cunku kum zerrelerine donusuyorum. Parcalara bolunuyor icimdeki sevgi. Herseye yetecek kadar. Onlarca yuzlerce parcaya. Sonra savruluyor her biri konacak ve buyuyecek bir ruh ariyor. Bazen korkup bir merdiven altina siginan kediye, bazen annesinin kizdigi bir ufakliga, bazen temizlikten donerken mecali kalmamiscasina yuruyen Emine teyzeye, bazen de kalabaligin icindeki kesmekeslige siginan yeni vurgun yemis Ali'ye... ne cok kirigimiz var ne cok eksilen parcalariyla farkli hayatlar. Simdi anliyor musun ben neden en cok ruzgarlari seviyorum. Cunku askin buyuyecegi ruha onunla konuyorum." Evet, kendi icimde icsellestirdigim ask olgusunu benzer bir ogretiyle sevgili @aret_vartanyan dan okumak keyifliydi. En hizli okudugum kitaplardan biri oldu. Onlarca cumlenin alti cizildi. Her ne kadar kitap kapagiyla toplu tasimalarda fazlaca gulunmus olsa da bu kitap ask ogretisinde iyi bir kitap. "Aski hep yanlis anliyor, yanlis anlamlandiriyoruz. Ask sadece kisiden kisiye ulasan bir sey degil, ask her seyde, her yerde. Cinsiyetsiz. Saf. Cikarsiz. Kosulsuz. Maskesiz. Daha onlarca var bunlardan. Ask once kendi icinde. Kendi icinde olani kesfetmek sana seni gosterecek olan. Kendi sev. Oldugun gibi. Cunku sen bile kendini oldugun gibi sevmezsen kim seni oyle sevebilir? Sonra cevrendeki diger herkesin ve herseyin kabuguna aldanma, ozunu gor, kaynagina in. Gercekten ozunde var olani anlamaya calis ve askla dokun. Askini onda, herkeste, herseyde
ve her seyin kaynagnda yasa. Iste bu nasil olacak diyorsn da bunu sana ÇIRILÇIPLAK AŞK soyleyecek.
#kitap #aretvartanyan #destekyayinlari #cirilciplakask
Sevgili Aret'in kaleminden kendimizi sorgulayacağımız bir kitabı daha. İçimizde tek bir ruh taşıyorken yansıttığımız onlarca maske. Maskeleri döktükçe kendimizi bulacağız. Gerçeklik şeffaflıktadır. Aslında insan en çok kendisiyle savaşıyor uğraşıyor kızıyor bunun yanında kendimizi sevmeli tanımalı hatta hatalarımızı dahi sevmeliyiz. Aret de yaşadıklarını hissettiklerini samimi ve tüm çıplaklığıyla paylaşarak çıkmış okuyucularının karşısına. En çok etkileyen şey de sevdiklerimize sevdiğimizi söylememiz gerektiğini vurgulaması oldu. Annemizi babamızı ağabeyimizi sevgilimizi dostumuzu seviyoruz evet peki kaç defa annemize sevdiğimizi söylüyoruz? Halbuki dünyanın sevgiyle güzelleşeceğine inananlardan değil miyiz? O halde buna kendimizden başlamalı önce kendimizi sevmeli ve etrafımızdakilere sevgi enerjisi dağıtmalıyız. Önce kendimiz değişmeli sonra dünyanın değişmesini beklemeliyiz. Yırtık ruhlara ulaşmak dileğiyle...
Öncelikle şöyle başlayayım uzun zaman oldu bir kitabı tam anlamıyla bitirmeyeli, bu yüzden kitabı okuyup bitirdiğime baya sevindim.(Yanlış anlaşılmasın bitirmek için okumadım:)

Bir kişisel gelişim kitabı olduğu halde içinde hayat hikayeleri barındırması güzel bir hava katmış kitaba.Kitaba başlarken önce bi bakıyosun böyle amaan bu da çok öğüt veriyor, ne kadar acıklı, bunları ben de yazarım falan diyorsun.Tamam kabul edelim pek özgün bir kitap değil ama ben insana ne kattığına bakarım.

Kısacası sevdiğim bir kitap oldu, yani okumaya değer :) Ha unutmadan söyleyeyim
kitabımızın bir de şarkısı var ben çok seviyorum bu şarkıyı ve aşağıya linkini bırakıyorum :)

https://www.youtube.com/watch?v=zqpuNjWGb-E

Yazarın biyografisi

Adı:
Aret Vartanyan
Unvan:
Yazar
Doğum:
İstanbul, 1978
İstanbul’da, mütevazi bir ailenin tek çocuğu olarak dünyaya gelen Aret Vartanyan, küçük yaşlarda yazmaya başladı. Ermeni, Rum, Müslüman, Musevi, Hristiyan, Alevi üyeleri ile küçük yaşta çokkültürlülüğü deneyimleyen Vartanyan, ilkokul sıralarında yazdığı kısa hikayeleri zımbalayarak çevresiyle paylaşır. Ortaokul sıralarında felsefe, psikoloji ve sosyoloji ile ilgilenmeye başlar ve sonrasında insanı, varoluşunu ve yaşamı irdelemeyi, kendi yaşam yolculuğunun odağına taşır.rnrnÜniversite yıllarında, birçok yerel/ulusal yayınlarda yazıları yayınlanmaya başlayan Aret Vartanyan, 1998 yılında internet sitesini kurarak yazdıklarını geniş kitlelerle paylaşır. Ailesinde,İstanbul’da ve özellikle Beyoğlu sokaklarında insana ve yaşama dair gözlemlerini kalemine ustalıkla yansıtan Aret Vartanyan, 2008 yılında ilk kitabı Sen ve Ben ile kısa zamanda onbinlerce okura ulaştı.rnrnİnsana ve yaşama ayna tutan bir sohbet olarak tanımladığı Sen ve Ben, insanın kendini tanımadan, kendi gerçekliğini farkedip ifade edemedikçe dünyayı ve evreni anlamlandıramayacağını, yaşamında farkındalığını bulamayacağı iddasını sayfalarına taşıdı. Yaşamında ve yazdıklarında klişelerden, kalıplardan uzak durmayı tercih eden ve düşüncelerini cesurca paylaşan Vartanyan, korkularıyla, kalıplarıyla, önyargılarıyla kendi yarattığımız kafesi anlamamızı ve çıkış yolunu nasıl bulacağımızı Sen ve Ben’de samimi bir üslupla anlattı. Okurlardan gelen binlerce epostayı tek tek yanıtlayan Aret Vartanyan, Sen ve Ben ile başlayan sohbeti, kitabın ve yazar-okur ilişkisinin ötesine taşıdı.rnrnAret Vartanyan’ın ikinci kitabı ise bu kez aşık olduğu kadın olarak tanımladığı İstanbul’u içine kattığı Bir Nefes istanbul oldu. Ülkemizin önce gelen yazar, sanatçı ve gazetecilerinin önsözleriyle başlayan Bir Nefes İstanbul, bu kez İstanbul ekseninde kendimizi arayışımızı anlatırken, önyargılardan, etiketlerden uzaklaştığımızda birarada yaşamanın nasıl birşey olacağını okurlarıyla paylaştı. Bir Nefes İstanbul, hepimizin aynı gemide nasıl yol yol aldığını okurlarına anlatırken, Anadolu’nun gerçek zenginliğinin farklı renk, kültür ve inanç zenginliğinde yattığının altını kalın çizgilerle çizdi.rnrnMarmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde lisans ve yüksek lisansını tamamlayan Vartanyan, İngiltere’de Oxford ve Londra’da eğitimini sürdürdüğü sıralarda Kişisel Gelişim kavramına odaklandı. Kişisel Gelişim çalışmalarında insanın iç dünyasına verilmesi gereken önemin verilmediğine inanan Vartanyan, Kişisel Dönüşüm yaklaşımı üzerinde çalışmalarını yoğunlaştırdı. 2009 yılında Yaşam Atölyesi çatısı altında çalışmalarını başlatan Aret vartanyan’a göre, bireyin yaşanmışlıklarını, duygularını ve farklılıklarını dikkate alarak iç dünyasına eğilmeden yapılan çalışmalar, temeli sağlam olmayan bir ev inşa etmekten öteye geçemiyor ve ilk sarsıntıda yıkılması kaçınılmaz.rnrnGünlük yaşamın bir yarışa dönüşen yoğunluğunda, mesaj bombardımanın ve dünyanın getirdiklerinin altında yaşadıklarını 15 yıllık profesyonel iş hayatında kendisi de deneyimleyen Vartanyan, iç dünyamız ile dışarıdaki dünyanın dengelenmesi ile kendi kişilik ve isteklerimiz doğrultusunda yaşamımızı nasıl inşa edebileceğimizi Yaşam Atölyesi çalışmalarında paylaşıyor. Birkaç yıl süren sınıf eğitimleri, günlük seminerler, kurumsal çalışmalar ve online buluşmalarla iki yıl içinde yüzbinden fazla katılımcıyla buluşan Yaşam Atölyesi, 2011 yılında Türkiye’nin dışına çıkarak Londra ve Newyork başta olmak üzere dünyaya açıldı.rnrnAret Vartanyan’ın üçüncü kitabı Bir Yüz Bir İnsan ise, ‘Bir Bedende Kaç Kişi Yaşıyoruz? sorusuyla okurlarını karşılıyor. Yaşama, varoluşumuza, günlük hayata, aşka farklı pencereler açan Bin Yüz Bir İnsan, her gün büründüğümüz onlarca rolün zihnimizde, ruhumuzda ve bedenimizdeki yansımalarını bir hikaye kurgusunda anlatırken, dünyayı algılama şeklimizi ve kendimizi keşfederek, değiştirerek neler yapabileceğimizi gözler önüne seriyor.rnrnİçeriğinden kitap kapağına, müziği, videosu ve farklı uygulamalarından okura sunulma aşamasına kadar bir çok ilki beraberinde getiren Bin Yüz Bir İnsan, Gökhan Kırdar’ın müziğiyle cümleleri notalara da taşıdı. İstanbul’da farklı lokasyonlarda kurulan 7 ayrı sette çekilen Bin Yüz Bir insan videosu, Türkiye’de bir kitap için çekilen ilk büyük prodüksiyonlu kısa film olma özelliğini taşıyor.rnrnAret Vartanyan, Bin Yüz Bir İnsan’da da okurlarıyla paylaştığı gibi, insanın odağında olmadığı her ideolojinin, yönetimin, projenin bütünlükten uzak olduğunu her fırsatta dile getiriyor. Her bir insanın etiketlerinin arkasına geçildiğinde, sevgiyi, yüksek yaşam standardını koşulsuz hakettiğine dikkat çeken Vartanyan, bugün dünyada yaşanan her şeyin insanlığın bir yansıması olduğunu ifade ediyor. Bireylerden oluşan dünyayı, bugünkü görünümünden kurtarmak, kendi ifadesiyle dünyayı cennete dönüştürmek ise ise, yine bireyin kendisinden başlıyor.rnrnKendini bilen ve kendi değerlerini koruyarak, kendi olmayı başarıp paylaşarak, bireyin önce kendi içinde ve yakın çevresinde birçok şeyi değiştireceğini ifade eden Vartanyan, kendimizde ve yakın çevremizde başlayan değişimin kelebek etkisiyle tüm insanlığa yayılacağına inanıyor.rnrn‘Ben gerçekleştiğini fiziksel ömrümde göremeyeceğim bir ütopyaya yürüyorum. Tek bir kişiyi bile dışarıda bırakmadan insanın hakettiği yaşamı ve hayallerinin gerçekliğini sunan, sevgi üzerine kurulmuş, bireyin kendi olarak, kendini ifade ederek yaşadığı ve paylaştığı bir dünyayı yaratmak için paylaşıyorum. ‘

Yazar istatistikleri

  • 196 okur beğendi.
  • 929 okur okudu.
  • 48 okur okuyor.
  • 457 okur okuyacak.
  • 26 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları