Okuyan Adam

Okuyan Adam
@Muazer
"Bazı şeyler," dedi ihtiyar adam sesinin tonunu değiştirmeden, "soru sormana gerek duymadan kendilerini sana anlatırlar; lakin kendilerince, kendi keyiflerince, uygun gördükleri zamanda ve usulde… Düz siyah saçlarını omuzlarına salan esmer kız ya da netteki sevgili; aradığın aşkın hangisinde olduğunu yahut aşkın böyle bir şey olup olmadığını ruhun sana anlatacak. An itibarıyla ruhun şu hercümerç olmuş kuru kalabalık gibidir; küçük bir tazyikle dağılıveriyor. Ama vakti geldiğinde ve aşkın ne olduğunu anladığında yıkılmaz bir kale duvarına dönüşecek. İşte o zaman lanet okuyup durduğun mahallene de, nefret ettiğin babana da, her sabah üşenerek gittiğin işine de ve hatta aksadıkça içini yakan sakat bacağına da bakışın değişecek." (Dördüncü Pazar/Arifzade)
Reklam
“Kemal o gün annelerin çocuklarını asla unutamayacağını anlamıştı. Allah onlara böyle bir sır bahşetmişti. Kadıncağız akşamüzeri oğlunu yolcu edene dek hep ağlamış ve çocuğunun hasretiyle geçen yıllarına hayıflanmıştı. Çok kereler Kemal’ini görmek için Bilecik’e gitmeyi aklından geçirmiş ama Fahrettin Bey’in sahip olduğu güçle çevresindeki insanlara zarar vermesinden korkmuştu. Vücudunun kuvvetiyle koltuğu masaya doğru iten Kemal, ellerinin sırtıyla ıslak gözlerini sildikten sonra bir kez daha şiiri okudu ve buruşturup çöpe yolladı. Geçen seneden beri annesine de kızgındı. Evlenmek istediğini işaretlerle söylediğinde Vildan Hanım bakışlarını oğlunun ışıldayan gözlerinden kaçırıp yere dikmiş ve yutkunarak, -Bilmiyorum ki evladım, demişti boğuk bir sesle, nasıl yapalım? O zalim baban ne der? Hem… Bu ‘hem’ deyip yutkunmaların ne manaya geldiğini anlayan Kemal hafiften kafasını yukarı aşağı sallamakla yetinmişti. -Hem, nasıl söylesem, senin durumun… Gece yarısı eşiği çoktan aşılmıştı. Yatağına uzanan Kemal hüzünlü bakan gözlerini tavana dikerek annesinin kendisiyle ilgili bu yaklaşımını düşündü. Lakin sadece düşünmeydi bu, hayata dair bir çıkış sunacak değildi. Epey zaman sonra, gece iki dolaylarında yataktan doğruldu. Bir süre pencereden karanlık geceyi seyrettikten sonra dışarıya çıktı. Garaja yöneldi. Jeepe atlayıp bu küçük şehrin caddelerine aktı. Bir saatten fazla hedefsizce sokaklarda dolaştı durdu. Sonra da İstasyon’un yolunu tuttu. Trenleri seyretmeyi severdi. Gar’a yakın bir yerde durup jeepin açık penceresinden bir yük treninin geçişini izledi. Sonra da arabayı Gar’ın arkasındaki işkembecinin önüne çekti. İşkembeci Kemal’i önceden tanıdığından hemen çorbasını getirdi. Zaman zaman kaçıp buraya geldiği olurdu. Dilsiz ve yalnız bir adamın kaçışları
Siyaset
"Mehmet her şeye rağmen sağırlığını, ruhu üzerinden geliştirdiği lahuti bir düşünceyle hayatına anlam tahmil etmesine imkân veren bir anlayışa tebdil etmeyi başarmıştı. Ona göre ruh, el, ayak, baş, kulak gibi insan denen bütünü tamamlayan parçalardan biri eksik olunca bozulan doğal görüntüyü, akışkan olan sonsuz genişliğiyle tamamlayabilme gibi âli bir yeteneğe sahipti. Ruh eksik olan uzvun yerine akarak kişinin düşünceler dünyasında onun yokluğunu hissettirmemeyi beceriyordu ve böylece göz yaşartan buhranları, acımasız eziklikleri, insanlığa duyulan mücessem adavetleri ve daha pek çok yıkımları engelliyordu. Elbette bazen bu düşüncesini züğürt tesellisi olarak gördüğü de oluyordu ama böylesi daha az üzülmesini sağlıyordu." (Nedamet Kafesi-Arifzade)
“Nedametiniz kurtuluşunuzdur... Biri sağır, biri dilsiz, bir diğeri sevgisiz üç adam, sevgi çiçeklerini açtırabilir mi? Ya siz? Belki de bunun için bir kafese kapatılmanız gerekmektedir. Evet, hem de bu devirde. Bir bozkırın ortasında, uzak diyarlarda değil; evinizin sokağını dönen ilk yokuştan hemen sonra; sessizlikle, sevgisizlikle örülmüştür o bozkır. Bozkırda çiçekler açmaz mı? Bir daha düşünün. Neden olmasın, sadece isteyin. Sizi bu kitapta anlattığımız bir rüyayı görmeye çağırıyoruz. Duymak, sevmek, kurtulmak da size kalmış...”
NEDAMET KAFESİ