Âmir ibn Abdi Kays'ın şöyle dediği rivayet edilir:
-Namazda vesveseye kapılıyorum! Sorarlar:
-Dünya meseleleriyle ilgili mi?
Cevap verir:
-Namazda dünyevi meseleleri düşünmektense, mızraklarla delik deşik edilmeyi yeğlerim! Hayır, benim kalbimi (mahşerde) Rabbimin huzurunda bulunacağım ve cennetlik mi yoksa cehennemlik mi olacağım düşüncesi meşgul ediyor!
Kalbin hüzünlenmesi için Kur'ân âyetlerindeki uyarıların, tehditlerin, tutulması gereken vaatlerin, akitlerin akla
getirilmesi gerekir.
Daha sonra insanın Kur'ân'ın emirleri ve yasakları karşısında kendisinin yaptığı kusurlarını hatırlaması lazımdır. O zaman mutlaka hüzünlenecek ve gözlerinin pınarlarını tutamayacaktır.
Eğer kişi, saf, tertemiz kalpli insanlar gibi hüzünlenip ağlayamıyorsa, kendisinin böyle bir hüzün ve gözyaşından mahrum oluşuna ağlasın! Çünkü musibetlerin en büyüğü budur!
Tevrat'ta şunlar yazılıdır:
Ey kulum, Benden hiç utanmıyor musun?
Dostların sana bir mektup gönderdiklerinde, yolda yürüyorsan durur, bir kenara çekilir, oturup onu okursun.
Hiçbir şeyini kaçırmayayım diye harf harf okur ve düşünürsün.
İşte bu da Benim sana gönderdiğim mektubum!
Bak, Ben orada sözlerimi nasıl açıklıyorum, sana defalarca tekrarlıyorum, onları derinlemesine düşünesin istiyorum!
Sense hiç sıkılmadan onu bir kenara bırakıveriyorsun!
Acaba dostlarından daha mı az önemliyim Ben?
Ey kulum, dostlarından biri seni ziyarete geldiğinde, her şeyi onun için bir kenara bırakır ve onu bütün kalbinle dinlersin!
Birisi gürültü edecek ve onu duymanı engelleyecek olsa, ona susmasını söylersin!
Bak, işte Ben sana gelmişim, seninle konuşmaktayım, sense kalben Benden uzaklaşmaktasın!
Senin için Ben arkadaşlarından daha mı önemsizim?