*Büyükbaba'nın babası büyüdü ve kızların en küçüğüyle evlendi. Ceviz ağacından yapılan evlilik çubuğunu birlikte tuttular, kulübelerine getirdiler ve yaşadıkları sürece ikisi de bu çubuğu kırmadı.
*Evlilik çubuğu hâlâ oradadır; cevizden ve boğum boğum. Hâlā kırılmamış ve üzgün oldukları, mutlu oldukları, üstesinden geldikleri bir tartışma yaşadıkları zaman üzerine çizdikleri çiziklerle dolu. Başlarının üstünde durur, onları bir arada tutar.
Büyükanne'nin adı Bonnie Bee'ydi. Gece geç vakit Büyükbaba'nın, "Sen benim kandaşımsın, Bonnie Bee!" dediğini duyduğum zaman, "Seni seviyorum!" dediğini biliyordum çünkü duygu sözcüklere yansıyordu.
Konuşurlarken Büyükanne, "Ben kandaşın mıyım Wales?" diye sorar da, Büyükbaba, "Sen kandaşımsın," derse, bunun anlamı "Seni anlıyorum"du. Onlara göre sevgi ve anlayış aynı şeydi. Büyükanne, anlamadığı bir şeyi sevemeyeceğini söyledi. İnsanları ve Tanrı'yı anlamazsan ne insanları ne Tanrı'yı sevebilirdin.
Yumuşak bir şekilde, "Gidişat böyle," dedi. "Yalnızca gereksinim duyduklarını al. Geyik alıyorsan, en iyisini alma. En küçük ve en yavaş olanını seç, o zaman geyik daha güçlü olur ve her zaman sana et verir. Pa-koh (panter) bunu bilir. Sen de bilmelisin!"
Güldü; "Yalnızca Ti-bi, yani arı, kullanabileceğinden daha fazlasını depolar... Bu yüzden ayı tarafından soyulur. Rakun ve Çerokiler tarafından da... Paylarından fazlasını depolayan ve kendilerini besleyen insanlar için de bu böyledir. Ellerindekini kaptırırlar. Bu konuda savaşlar olur... Uzun konuşmalar yaparak paylarından fazlasını ellerinde tutmaya çalışırlar. Bir bayrağın onlara bunu yapma hakkını verdiğini söylerler... Erkekler, sözler ve bıçaklar yüzünden ölürler ama Gidişat'ın kurallarını değiştiremezler." *