İçsel Otorite
Hepimizin yüksek ve alçak benlikleri vardır. Belirli zamanlarda birinin ötekinden daha güçlü olduğunu hissederiz. Bir şeyler başarınca, başladığımız işi bitirince, yüksek benliğin dış hatlarını hissederiz. Kendimizden önce başkalarını düşünürken, egomuzdan uzaklaşırken, olaylara tepki vermek yerine geri çekilip düşünür ve ilerlemenin en iyi stratejisini kurarız. Ama hepimiz alçak benliğin kıpırdandığını, her şeyi kişisel olarak aldığımızı, bağımlılık yaratan zevkler uğruna gerçeklerden kaçmak istediğimizi, boşa zaman harcadığımızı, aklımızın karıştığını ya da motivasyonumuzu yitirdiğimizi hissederiz.
Çoğunlukla bu iki taraf arasında gidip geliriz ama kendimize yakından bakınca alçak benliğin daha güçlü olduğunu itiraf ederiz. Bu yapımızın daha ilkel ve hayvansı tarafıdır. Başka türlü davranmaya hiçbir şey bizi zorlamazsa, doğal olarak tembelleşiriz, zevk peşinde koşarız, içimize döneriz ve önemsiz konulara takılırız. Alçak benliği ehlileştirmek, yüksek benliği ortaya çıkarmak, büyük bir farkındalık ve çaba gerektirir, bu bizim birincil dürtümüz değildir.
İki taraf arasındaki mücadeleyi eşitlemek ve belki de terazide yüksek tarafın ağır basmasını sağlamak için içsel otoriteyi geliştirmemiz gerekir. Yüksek benliğimiz vicdanın sesi olarak görev yapar. Bu ses zaten vardır, ara sıra duyarız ama çok zayıftır. Bunu duyduğumuz sıklığı ve yüksekliğini artırmalıyız. Bu sesin bir davranış kuralı dayattığını ve her gün onu dinlemek zorunda olduğumuzu düşünün. Bu ses bize şunları anlatır:
İçinde yaşadığınız zamana ve topluma katkıda bulunma sorumluluğunuz var: Şu anda geçmişte milyonlarca insanın mücadeleleri ve icatlarıyla kolaylaştırdıkları yaşamın meyvelerinden yararlanarak yaşıyorsunuz. Binlerce yıllık deneyimin bilgeliğini cisimleştiren bir eğitimden