Muhammed S. YAVUZER

Muhammed S. YAVUZER
@Muhammed9
öğrenci
1999
4 okur puanı
Mart 2019 tarihinde katıldı
LİDERLİĞİN İÇ YÜZÜ VE GÜÇLÜ BİR LİDERLİK ÖRNEĞİ
Sağlıklı Narsisist - Ruhsal Durumu Okuyucusu: 1915 yılının Ekim ayında büyük İngiliz kaşif Sör Ernest Henry Shackleton, sekiz aydır Antarktika'da bir buz kütlesinde kapana kısılmış ve su almaya başlamış olan Endurance gemisinin terk edilmesini emretti. Shackleton için bunun anlamı adamlarıyla birlikte Antarktika kıtasını karadan geçme düşünden vazgeçmek demekti. Kıtayı karadan geçmek bir kâşif olarak şanlı mesleğinin doruk noktası olacaktı ama şimdi aklında daha büyük bir sorumluluğun ağırlığı vardı. Yirmi yedi adamını güvenle evlerine geri götürmek. Yaşamları onun vereceği günlük kararlara bağlı olacaktı. Hedefine ulaşmasının önünde çeşitli engeller olduğunu fark etti. Çetin kış şartları yaklaşıyordu, üzerinde kamp yapacakları buz kütlesini akıntılar herhangi bir yöne çekebilirdi, yaklaşan günlerde ışık olmayacaktı, yiyecekleri azalıyordu, onları alabilecek bir gemiyle telsiz teması kuramayacaklardı. Ama çekindiği en büyük tehlike adamlarının moraliydi. Kırgınlık ve olumsuzluğun yayılması için birkaç şikâyetçi yeterliydi. Adamlar yeterince sıkı çalışmayabilirlerdi, uyuşmazlık çıkarabilir ve liderliğine güven duymayabilirlerdi. Böyle bir durum ortaya çıkınca her koyun kendi bacağından asılır ve bu iklimde bunun anlamı felaket ve ölüm olurdu. Grubun ruh halini, değişen hava koşullarından daha yakından gözlemlemek zorundaydı. Yapacağı ilk iş sorunun ötesine geçmek ve herkese uygun ruh halini aşılamaktı. Her şey liderden başlıyordu. Kendi kuşku ve korkularını gizlemek zorundaydı. Buz kütlesinin üzerindeki ilk sabah herkesten önce uyandı ve bolca sıcak çay demledi. Adamlarına çay dağıtırken, içinde bulundukları zor durum hakkında neler hissetmeleri gerektiği konusunda kendisinden ipucu bekler gibi baktıklarını fark etti. Onları neşelendirmeye çalışarak yeni yuvaları ve
Reklam
Kuşaksal Modeller
Kayıtlı tarihin başından bu yana belirli yazarlar ve düşünürler insanlık tarihine bir model öngörmüşlerdir. On dördüncü yüzyıl İslam düşünürü İbni Haldun tarihin dört kuşağa denk gelen dört sahnede ilerlediği fikrini kuramlaştıran ilk kişidir. Birinci kuşak geçmişle radikal bir şekilde ayrılan, yeni değerler oturtan ve bu mücadelede biraz kargaşa yaratan devcilerdir. Genelde bu kuşakta devrimin yönünü etkileyen, damgasını vuran ünlü liderler ya da peygamberler olur. Ardından gelen ikinci kuşak biraz düzen ister. Çok genç yaşta tanık oldukları devrimin ateşini hissettiklerinden dünyaya istikrar kazandırmak, bazı gelenekler ve dogmalar yerleştirmek isterler. Devrimin kurucularıyla pek az dolaysız bağlantısı olan üçüncü kuşak bu konuda daha az tutkuludur. Pragmatisttirler. Sorunları çözmek, yaşamı olabildiğince kolaylaştırmak isterler. Fikirlerden çok bir şeyleri inşa etmekle ilgilenirler. Bu süreçte devrimin ruhunu eritirler. Maddi kaygılar baskın çıkar ve insanlar bireyselci olurlar. Dördüncü kuşak toplumun canlılığını yitirdiğini hisseder ama bunun yerine neyi koyacağını bilmez. Miras kalan değerleri sorgulamaya başlar, bir kısmı çok alaycı olur. Artık hiç kimse neye inanacağını bilmez. Bir çeşit kriz ortaya çıkar. Ardından yeni inanç çevresinde toplanan devrim kuşağı gelir, eski düzeni yıkar ve döngü sürüp gider. Bu devrim aşırı ve şiddetli olabildiği gibi yalnızca yeni ve farklı değerlerin ortaya çıkmasıyla da oluşabilir. Bu modelin çeşitleri olsa da bilimsel değildir ama tarihte bu sıralamaya çok sık rastlarız. En göze çarpanı dördüncü kuşağın beraberinde getirdiği krizler ve değerlerdir. Bu dönem genelde en acı verici olanıdır. Biz insanlar bir şeylere inanma ihtiyacı duyarız ve eski düzeni sorgulayıp kuşkulanınca ve boşluk hissedince biraz delirebiliriz. Böyle
İçsel Otorite
İçsel Otorite Hepimizin yüksek ve alçak benlikleri vardır. Belirli zamanlarda birinin ötekinden daha güçlü olduğunu hissederiz. Bir şeyler başarınca, başladığımız işi bitirince, yüksek benliğin dış hatlarını hissederiz. Kendimizden önce başkalarını düşünürken, egomuzdan uzaklaşırken, olaylara tepki vermek yerine geri çekilip düşünür ve ilerlemenin en iyi stratejisini kurarız. Ama hepimiz alçak benliğin kıpırdandığını, her şeyi kişisel olarak aldığımızı, bağımlılık yaratan zevkler uğruna gerçeklerden kaçmak istediğimizi, boşa zaman harcadığımızı, aklımızın karıştığını ya da motivasyonumuzu yitirdiğimizi hissederiz. Çoğunlukla bu iki taraf arasında gidip geliriz ama kendimize yakından bakınca alçak benliğin daha güçlü olduğunu itiraf ederiz. Bu yapımızın daha ilkel ve hayvansı tarafıdır. Başka türlü davranmaya hiçbir şey bizi zorlamazsa, doğal olarak tembelleşiriz, zevk peşinde koşarız, içimize döneriz ve önemsiz konulara takılırız. Alçak benliği ehlileştirmek, yüksek benliği ortaya çıkarmak, büyük bir farkındalık ve çaba gerektirir, bu bizim birincil dürtümüz değildir. İki taraf arasındaki mücadeleyi eşitlemek ve belki de terazide yüksek tarafın ağır basmasını sağlamak için içsel otoriteyi geliştirmemiz gerekir. Yüksek benliğimiz vicdanın sesi olarak görev yapar. Bu ses zaten vardır, ara sıra duyarız ama çok zayıftır. Bunu duyduğumuz sıklığı ve yüksekliğini artırmalıyız. Bu sesin bir davranış kuralı dayattığını ve her gün onu dinlemek zorunda olduğumuzu düşünün. Bu ses bize şunları anlatır: İçinde yaşadığınız zamana ve topluma katkıda bulunma sorumluluğunuz var: Şu anda geçmişte milyonlarca insanın mücadeleleri ve icatlarıyla kolaylaştırdıkları yaşamın meyvelerinden yararlanarak yaşıyorsunuz. Binlerce yıllık deneyimin bilgeliğini cisimleştiren bir eğitimden
İrade Terbiyesi
Puan vermedi
ÇAĞIN GÖZ ARDI EDİLEN EĞİTİMİ: İRADE TERBİYESİ “Gerçek şu ki kararlı bir iradenin karşısında ancak devamlı bir güç durabilir. Tutkularımız ise doğası gereği geçicidir; ne kadar şiddetli olursa bir o kadar kısa sürer. Takıntı haline gelen ihtiraslar haricinde tutkuların sık oluşu düzenli bir çabanın yerini tutabilecekleri anlamına gelmez.” Bilim ve teknoloji çağının insanlığa kazandırdığı en önemli özelliklerden biri de hiç şüphe yok ki hızdır; ulaşımda hız, iletişimde hız, öğrenim de hız ve bizim konumuzla da ilişkili olan tatmin olmada ki hız. Elbette her kazanımın bir götürüsü de vardır, hızın insanlıktan götürdüklerinden biri, iradedir. Günümüz insanları hiç çaba sarf etmeden hazza ulaşmanın yani tatmin olmanın çeşitli yollarını bulmuşlardır (sosyal medya, diziler, hazır gıdalar pmo bağımlılığı ve diğer bağımlılıklar vb. ), bu konuda öyle ileri gidilmiştir ki düşünüldüğü zaman sosyal medya platformlarında Maslow piramidindeki bütün ihtiyaçlar yapay bir şekilde insana sunulmuştur. Öyle ki irade denilen insanın en ayırt edici özelliği zamanla körelmeye başlamıştır. Bu durum insanın doğasına aykırı olduğundan ötürü, yok olması durumunda dolaylı ya da doğrudan olmak üzere akıl edemeyeceğimiz toplumsal sorunları beraberinde getirir. Maalesef bu durumun önüne geçmek için yapılan çalışmalar yok denecek kadar az olmakla beraber aksini amaçlayan çalışmalar hayli fazladır. Bunun sebebi ise, tüketim toplumunun oluşmasının önündeki en büyük engel iradedir. İradeli bireylerin karar verme mekanizmaları güçlü olduğundan dolayı manipülatif reklamlardan etkilenmeleri zorlaşır, irade yoksunu insanlar ise en basit içerikli reklamlardan etkilenip ihtiyaçlarının olmadığı halde alışveriş yapmaya meyillidirler. Psikoloji biliminin gelişiminde en etkili olan sektör bilindiği üzere
Eğitim
İrade TerbiyesiJules Payot · Ediz Yayınevi · 201838,4bin okunma

Muhammed S. YAVUZER

, 1000Kitap'a katıldı.