Muhammed Fatih ÖZTÜRK

Muhammed Fatih ÖZTÜRK
@Muhammed_fatihh
Okul öncesi akıl zekâ oyunları kulüp öğretmeni
çocuk gelişimi
117 okur puanı
Ağustos 2020 tarihinde katıldı
İnsan, hissedemeden nasıl yaşardı ki? Bir çocuğun gülüşüne kayıtsız kalabilir miydi? Ya da kışın zor şartlarına rağmen dimdik duran bir bitkinin, ardından açan çiçeğin kırılgan güzelliğini görüp hâlâ kayıtsız kalabilir miydi? Etrafında olan bitenin farkına varmadan yaşamak, bir açıdan, canlı bir robot gibi olmak değil midir? Robot gibi, her anı sadece yaşayıp vakit geçirmek, ne kadar “yaşamak” sayılır? Hayat, yalnızca nefes almak, gözleri açmak ve zamanı doldurmak değildir; hayat, onu hissetmek, anlamlandırmak ve ruhun derinliklerinde yankılanan anlarla dokunulandır. Bizi var eden şeyler, duygular ve yaşantılardır. Peki, duygularımızı yaşayamadığımızda, hissetmeden, gerçekten var olabilir miyiz? Aslında bu soruları düşünüp yazmak da bir tür hissetmek değil midir? Hissetmek yalnızca gülmek, eğlenmek ya da heyecanlanmak mıdır, yoksa daha derin, sessiz ve fark edilmesi zor bir biçimde de yaşanabilir mi? Belki de hissetmek, bazen fark etmeden, sessizce ruhumuza işleyen küçük anlarda gizlidir. Bir yaprağın rüzgârda titremesi, bir sokaktan geçen yabancının tebessümü, ya da uzak bir melodinin içimizi sarması… Bütün bu anlar, görünmez iplerle bizi yaşamın özüne bağlayan sessiz dokunuşlardır. Ve belki de insanı insan yapan, sadece var olması değil; var olurken hissetmesi, anlaması ve küçük mucizelere yüreğini açabilmesidir.
Duygu ve Düşünce
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
İnsan geçmişi ile geleceği arasında bir mücadele içinde yaşamaya çalışır. Geçmişin pişmanlıklarını ve üzüntülerini sırtlarken omuzlarında gelecek kaygısı ile de gününü yaşamayı erteler daima. Geçmişte yaşanan olayların etkisinden çıkamamak veya “ya aynısı olursa” düşüncesi ile önüne çıkan fırsatları korkuyla reddederken bulur kendini. Oysa hayat her şeye rağmen yaşamaya çalışmak değil midir? Bazen bir şarkı, kelimelerle sessizce yol gösterir bize: “Hayaller içinde gün görmeye bak Saklı kalan güne can vermeye bak Parıldayıp duran insanlara bak Kendi düşlerine düşmanlara bak” Ve belki de hayat, geçmişin yükünü bir kenara bırakıp, düşlerine sahip çıkabilmektir. ✍️M.FATİH ÖZTÜRK
Korkarız... Paylaşmaktan, Sessizliğimizi başkalarına yansıtmaktan, Suskunlukla örülü karanlıkta Kendimizi bulmaktan korkarız. O an... Ayna kırılır içimizde, Parçalar döner birbirine; Her biri bize bakar Birikmiş sessizliğimizle... Ve orada başlar savaşımız: Ne anlatabiliriz, ne susturabiliriz. Sadece saklarız... Birikir, büyür sessizliğimiz, Çöker bir an — yıkılır, Sonra yeniden doğarız. Her yeniden doğuş Bir parça daha ekler O kırılmış aynaya; Ve her parça Biraz daha büyütür bizleri. ✍️ Muhammed Fatih ÖZTÜRK
Duygu ve Düşünce
Kırılganlığın Dansı Ertelendi bazı duygular, Zamanın acımasız akışı içinde eridi, Erteledim güzel anları, sustum içimde fırtınalar. Geçip giden her an, içimde derin bir sessizliğe dönüştü. Sevgi, en kıymetli ama en korkutucu his oldu bana. Kaybetme korkusunun soğuk pençesinde sakladım kalbimi, Tepki görme endişesiyle ördüm duvarlarımı, Sevmek isterken susmak, dokunmak isterken uzaklaşmak zorunda kaldım. Bu sessizlik içinde, yanlışları bilerek izlemek; Tanıdık bir acıya tutunmak, Bilinmezliğin korkusuyla, umutla, kırılganlıkla dans etmek gibi... ✍️Muhammed Fatih ÖZTÜRK
1000Kitap
O çocuk büyüdü… Yavaş yavaş kendi sesini buldu. Önce alçak sesle konuştu, sonra netleşti. Artık o sesin tonu daha kararlı. O sesin taşıdığı cümleler, yaşanmışlıkların içinden süzüldü. Şimdi ise geçmişime baktığımda yalnızca eksiklerimi değil; mücadelemi, sabrımı ve içsel gücümü de görüyorum. Zorlandığım, düştüğüm, bocaladığım her an aslında beni bugünkü ben yapan taşların bir parçasıymış...
Düşünce