İlk Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt Türk savcılarına şöyle sesleniyor:
“Cumhuriyet savcıları; Meriç kıyılarında çalışan Türk köylüsünün kaybolan sabanlarından tutunuz da, bu yurtta yaşayanların uğrayacakları en ufak bir haksızlıktan, hatta Bingöl dağlarının ıssız kuytularında nafakalarını bekleyen öksüzlerin gözyaşlarından siz sorumlusunuz.”
“Onların hak yolunda olduklarına dair kendilerince ayet ve hadislerden bin bir türlü delilleri vardır. Ancak tüm bu delillere ve güvene karşın geri kalmışlık tüm görkemiyle karşımızda durmaktadır. Sonuçtaysa kendilerine karşı bir kuşkuları, bir şeyler yapma, kendilerini değiştirme, kusur ve hastalığın nerde olduğuna bakma çabaları yoktur. Bu yüzden, ineğe tapan, Allah’a tapandan ileri geçer; Allah’a inananın ise haberi olmaz…”
Adem ve Havva’nın garip davranışından kaygılanan Tanrı, Adem’e döner ve ona yasak ağacın meyvesinden yiyip yemediğini sorar. Adem yediğini itiraf eder ama suçu hayat arkadaşının üzerine atar. Ve Adem dedi ki: Önüme koyduğun Kadın bana ağaçtan meyve verdi ve ben o meyveyi yedim…
Ebedi Tanrı, Kadına dedi ki: Ne yaptın sen?
Havva’nın da bir açıklaması vardır: Ve Kadın dedi ki: Yılan baştan çıkardı beni!¹
İncil’deki bu diyalog, sorumluluktan kaçmaya dair bir kayıt; bizlerin bugünlerde aşina olduğumuz, suçu başkasına yüklemenin hikâyesi…
Ne Adem ne de Havva sorumluluğu kabul eder, her şey başlangıcına döner: “Bizler, bizi nasıl yarattıysan öyleyiz.”