Aziz ocaklı,
Yol daha uzundur, yapılacak şey yapılandan daha büyüktür, fakat; tarihin engin ufuklarından gelen ve senin genç ciğerlerini şişiren rüzgâr; ocağının mukaddes ateşini durmadan parlatacaktır, çünkü: " ufak ateşleri söndüren rüzgâr büyük ateşleri yakar."
Siyah Kehribar, Tarık Buğra'nın ilk romanıdır. Yazarı tarafından da birtakım acemliklerle dolu olduğu kabul edilen romanda mekân İtalya'dır. Karakterler de yabancıdır. Sadece sanat tarihi doktorası yapmak için İtalya'da bulunan karakter - aynı zamanda roman onun ağzından aktarılmıştır- Türk'tür. Romanda çok sayıda karakter vardır ve hepsi de hikâyeleriyle anlatılmıştır. Bu durum romanın biraz da uzamasına sebep olmuştur. Dönemin faşizan İtalya'sındaki iç hesaplaşmalar, entrikalar; aşk ve cinayet temaları birbiri ardınca sıralanmış. Yani roman, her ne ararsan bulunur kabilinden bir eser olarak ön plana çıkıyor. Kurgusu yönüyle döneminde de eleştirilen roman yazarın ilk eseri olması açısından kıymetlidir.
Bence roman her ne kadar kurgusu, karakterleri, hikâyesi bağlamında eleştiri konusu olsa da Tarık Buğra'nın Türkçe kullanımı, ifade kabiliyeti; karakterlerin ruh dünyasını aktarırken yaptığı betimlemeler vb. tüm bunlar romanın üstün yönleri olarak göze çarpmaktadır.
Kitap, Tarık Buğra'nın "Tercüman ve Milliyet gazeteleri ile Hisar dergisinde yazdığı köşe yazılarının toplamından oluşmaktadır. Dört ayrı bölümden oluşan kitabın bence en dikkat çekici kısmı "Türkçe Deyip Geçtikleri" bölümü. Zira burada Tarık Buğra hem nalına hem mıhına vuruyor. Gerek Türk Dil Kurumu nu gerek bakanlıkları Türkçeye karşı olan kayıtsızlıkları hatta ihanetleri sebebiyle yerden yere vuruyor. Bir yazısında Türk Dil Kurumu için "Şarlatanlar Kurumu" benzetmesi yapıyor ve bunu detaylandırıyor.
Eserdeki eleştirileri okuyunca ilgili dönemlerde Türk aydınının Türkçe konusunda birbirinden kesinkes ayrıldığını görüyoruz. Diğer bölümlerde de Buğra, ideolojik kamplaşmaların sanata etkisini değerlendiriyor. Kendisini sağda konumlandıran yazar hem sağı hem solu değerlendiriyor ve her ikisini de kendince eleştiriyor.
Roman dilindeki ustalığını gazete yazılarında da gördüğümüz Tarık Buğra, her türlü eseriyle her zaman okunmayı bekleyen daha doğrusu bunu hak eden bir yazar.