Dünyanın En Pis Sokağı romanı Tarık Buğra'nın nispeten hacimsiz bir eseri. Lakin hacimsiz olmasına pek takılmamak lazım; çünkü bu küçük eser Türkçenin ifade kabiliyetini göstermesi açısından takdire şayan. Olaylardan ziyade durumların, kişisel maceralardan öte katakterlerin ruh dünyalarına nüfuz edebilmenin mükemmel bir örneğini görüyoruz. Tarık Buğra, "Dünyanın En Pis Sokağı" adını verdiği yaşam alanını, burada gerçeklikten biraz kopmuş; hayatın anlamını sırf içki ve şans oyunlarında- at yarışı- bulduğunu zanneden tipleri, her gün aynı şeyleri yapmanın - rutinin- cazibesini yakalmaya çalışanları ince dikkatle anlatıyor.
Yazar her ne kadar mesaj verme kaygısı taşımasa da yazarın ara sıra sosyalizmden, sağ sol olaylarından bahsetmesi; bu uğurda verilen kavgaları bir kan davası olarak nitelendirmesi dikkate değer bir başka husustur.
Tarık Buğra, nispeten hacimsiz denilebilecek bu romanında Cumhuriyet sonrası Türk insanının - tabii belli bir kesiminin- içine düştüğü bohemliği, hayatı sorgulayışını ve bunu da yalnızlık özelinde yapmalarını ustalıkla anlatıyor. Roman kahramanlarının her biri kendi çapında bir yalnızlık örneği sergiliyor.
Doktor Rıza Candaş, hayatla, insanlarla ve dahası yaşadığı toplumla olan ilişkilerini tümden kesmiş; kendi başarılarını, hayata tutunuşunu, hiçbir maddi ve manevi güçten yardım almadan başardığını düşünün bir karakter. Bana göre roman. aslında onun kendi nazarından diğer kahramanlara - Murad, Hürrem, Şükriye, Hüseyin Bey vs. biçtiği yalnızlık rolleri üzerine kurulmuş.
Yalnızlar herkese hitap eden bir roman mı? Bana göre değil. Ama birilerinin yalnızlık tarifine de uyacağı muhakkak.
- Halkın, dedi, iki fazileti vardır: İyiniyet ve inanmak. Birincisi beyinsizliğin, öteki de bilgisizliğin çiçeğidir. Çiçekleri seviniz ve onlardan yararlanınız.
Sayfa 97 - Ötüken, Doktor Rıza Candaş·Kitabı okudu