Hükmün kesin olduğu bir tiyatroda, yarın tenimizi terk edecek bir gölgeden ibaretken; heybemizde biriktirdiğimiz tüm kavgalar, dudaklarımızın kenarında asılı duran o son nefese yenik düşecek.
Oysa çarpıştıkça un ufak oluyor egonun kaleleri. Ancak her şey bittiğinde, o amansız kavga durulduğunda ve imtiyaz denilen o yanılsama terk edildiğinde ulaşıyor insan kendi hakikatine.
Dünyaya fırlatılmış olmanın getirdiği o derin boşlukta, kendine suni bir taht, geçici bir imtiyaz arıyor insan. Yıkıcı hırslarla, adlandırılamayan aidiyetlerle örülüyor varoluşun duvarları.