1980'li yıllardan bu yana Türkiye’nin çok hızlı bir değişim süreci yaşamakta olduğunu, bu sürecin, ekonomiden siyasete, eğitimden kültüre çeşitli alanlarda pek çok problemi önümüze koyduğunu, siyasi iktidarların bunlar karşısında-bilgi yoksunluğu ve ciddiyetsizlik sebebiyle- çoğu zaman etkisiz kaldığını, kalıcı çözümler üretmediğini hep birlikte gördük. Eskiden telaffuz edilmesi bile tedirginlik yaratan etnik ve dini problemlerin artık dayatması sonucu, yine eski bakış açısını terketmemekte ayak sürümükle beraber, devletin üst düzey yetkilileri dahi, bu problemlerin hiç olmazsa adını -zoraki de olsa- telaffuz etmeye başladılar. Daha dün bu problemlere bilimsel bir bakış açısı getirmeye çalışanların dahi ya bölücü, ya da gerici ilan edildiği Türkiye’de, artık "Kürt vatandaşlar"dan,"Alevi yurttaşlar"dan söz edebiliyor. Bununla beraber, iş bu problemlere sağlıklı ve gerçekçi teşhisler koymaya, ciddi çözümler üretmeye gelince, resmi ideolojinin klasik yaklaşımı, hakimiyetin yine kendinde olduğunu hissettiriyor. Bu yaklaşım, çeşitli devlet organları ve siyaset çevreleriyle işbirliği içine giren bir kısım bilim adamlarına şu veya bu sebeplerle destekleniyor ve yanlış politikaların üretilmesine yol açıyor.