Munkur

Munkur
@Munkur
1980'li yıllardan bu yana Türkiye’nin çok hızlı bir değişim süreci yaşamakta olduğunu, bu sürecin, ekonomiden siyasete, eğitimden kültüre çeşitli alanlarda pek çok problemi önümüze koyduğunu, siyasi iktidarların bunlar karşısında-bilgi yoksunluğu ve ciddiyetsizlik sebebiyle- çoğu zaman etkisiz kaldığını, kalıcı çözümler üretmediğini hep birlikte gördük. Eskiden telaffuz edilmesi bile tedirginlik yaratan etnik ve dini problemlerin artık dayatması sonucu, yine eski bakış açısını terketmemekte ayak sürümükle beraber, devletin üst düzey yetkilileri dahi, bu problemlerin hiç olmazsa adını -zoraki de olsa- telaffuz etmeye başladılar. Daha dün bu problemlere bilimsel bir bakış açısı getirmeye çalışanların dahi ya bölücü, ya da gerici ilan edildiği Türkiye’de, artık "Kürt vatandaşlar"dan,"Alevi yurttaşlar"dan söz edebiliyor. Bununla beraber, iş bu problemlere sağlıklı ve gerçekçi teşhisler koymaya, ciddi çözümler üretmeye gelince, resmi ideolojinin klasik yaklaşımı, hakimiyetin yine kendinde olduğunu hissettiriyor. Bu yaklaşım, çeşitli devlet organları ve siyaset çevreleriyle işbirliği içine giren bir kısım bilim adamlarına şu veya bu sebeplerle destekleniyor ve yanlış politikaların üretilmesine yol açıyor.
Sayfa 238
Reklam
Oysa bugün yapılan araştırmalar, aslında bir büyü sisteminden başka bir şey olmayan ve Orta Asya'ya ancak 6.yüzyıldan sonra giren Şamanizm'in Türklerin asli ve en eski dinleri olmadığını ortaya çıkarmıştır.
Sayfa 209
Şah İsmail’in, mükemmel teşkilatçılığı ve yöntemleri sayesinde Oniki İmam Şiiliği, halife denilen propagandacı misyonerler aracılığıyla, Anadolu’nun yarı göçebe bir hayat sürdüren heterodoks Türkmen boyları arasında yayılmaya başladı. Burada olayı doğru kavrayabilmek için iki önemli noktanın gözden kaçırılmaması gerekir. 1- Oniki İmam Şiiliği, bilinen klasik hüviyetiyle değil; heterodoks Türkmenler'in yukarıda sıraladığımız tenasüh, hulul vb.temel inançlarına uyarlanmış bir biçimde, tabir caizse kavramların Şii muhtevası boşaltılarak propaganda edildi. Bu, mehdici (mesiyanik) bir propagandaydı. 2- 15. yüzyılın ikinci yarısından itibaren, Fatih Mehmed’in başlattığı merkeziyetçi yönetimin bir gereği olarak yerleşik hayata geçmeye zorlanan; ancak buna bütün güçleriyle direndikleri için baskı ve hatta zulme maruz kalan yarı göçebe Türkmenler, bu mehdici propagandadan etkilenmeye çoktan hazırlardı. Çünkü onlar, kendilerini Osmanlı yönetiminin zulmünden kurtaracak bir mehdi bekliyorlardı. Bu mehdi, Şah İsmail şeklinde zuhur etti.
Sayfa 208
Çünkü, yazarlardan birinin eserinde söylediği gibi, "Kerbela olmasaydı da Alevilik olacaktı". Aleviliğin kökeninin ve doğuşunun ne hilafet kavgalarıyla, ne bu kavgaların cereyan ettiği mekan ve zamanla uzak yakın en ufak bir ilişkisi yoktur. Alevilik,o zamanlar hiç şüphesiz ki adı bu olmamakla beraber, Hz. Ali kültünden tamamen uzak bir şekilde 10.yüzyılda Türler'in İslamiyeti kabule başlamaları ile birlikte doğan ve gelişmeye başlayan bir sürecin ürünüdür.
Sayfa 205
İlim beni cezbetti ve denizin kenarına getirdi. Vecd beni denize düşürdü, boğulmaya bıraktı. Denizin ortasında ilimden yardım istedim, beni kurtaramadı ve vecd galip geldi ve beni boğayazdı. Kurtulmayı istedim; beni kurtaran ancak cehalet oldu
Sayfa 145
Reklam