Kâmil Bey, fincanları toplarken ortaya sordu:
"Düşman saldırısından ne haber? Enişte Bey bir şey söylemi yor mu?"
Nermin, omuzlarını salladı. Sabriye, umursamadan karşılık verdi:
"Bilmem! Beybabam geçenlerde anlatıyordu bir şeyler... Yunanlılar bu yaz bu işi bitirmek istiyorlarmış."
"Nasıl bakalım?"
"Ankara'yı alarak... Dışarıda her kafadan bir ses çıkıyor. Bey babama bakarsanız, Ankara yakında düşermiş. Öyle değil mi Nermin?"
"Evet öyle!"
Kâmil Bey, kaşlarını çatarak karısına döndü:
"Ankara düşmez. Düşse de savaş bitmez! Ankara'dan sonra Kayseri var, Erzurum var, daha gerileri var."
"Daha gerileri var,' diye bu savaş sürüp gidecek mi? "Bütün dünya barış istiyor da yalnız Ankara yanaşmıyor, sözü doğru demek... Bu Ankara neden barış istemiyor kuzum?"
Düşmanlar topraklarımızdan çıkmıyorlar da ondan..."
"Savaşla hiç çıkaramazmışız! Doktor Lütfu Bey, 'İngilizle başa çıkılmaz, diyor. En kestirmesi barış... Geçenlerde Enişte beyimin yazıhanesine Kapiten Tomson uğramış. Hatırladınız mı? Bizi Bekirağa Bölüğü'ne getiren yüzbaşı... Sizi sormuş. Çok üzüldüm! demiş, 'Ne güzel İngilizce konuşuyordu,' diye acımış."
"Bana mı, İngilizceye mi?"
"İngilizceye olur mu? Size acımış elbette... 'Merak etmeyin, barış yakın, demiş. Barış istemiyor musunuz?"
"Şartı bilir."