Ama sevgili okuyucularım, siz hiç kendi hastalıklarıyla övünenleri, hele bunlarla gösteriş yapmaya çalışanları gördünüz mü? Ama oluyor işte, böyle kişiler de oluyor... Üstelik herkes de yapıyor bunu. Gerçekten hastalıklarıyla övünüyorlar. Belki ben herkesten çok yapıyorum.
Sayfa 13 - Roman Oda Yayınları 1.Basım, 1994·Kitabı okudu
"Ben size, karakterinizde yaptığınız ilerlemeyi soruyorum, siz bana bir filozofun kitabını çok iyi okuduğunuzu ve anladığınızı söyleyerek, övünüyorsunuz. Bu kitabı anlamanız sayesinde ruhunuz şimdi daha yüksek, daha özgür, daha vefalı ve daha güzel oldu mu? Ruhunuz hiçbir şeyin engel olamayacağı kadar güçlü ve hiçbir şeyin bulandıramayacağı kadar berrak oldu mu? Şikayetleri, öfkeyi ve sızlanmayı hayatınızdan kovabildiniz mi?
İlkeler içinizde yeşerdi mi?"
Epiktetos
...Öğretmen yarım insan mı ki, şehir otobüsüne yarım ücretle binsin? Bu bir horgörmedir.
Sadece bu değil, başka horgörme biçimleri de var: Ortaokul derecesinde öğrenim görmüş ebe, bir örnek olarak alıyorum, devlet konutunda oturmakta, 1100 lira da ücret almakta, ilkokuldan sonra dokuz yıl okuyan ortaokul öğretmeni, altı yıl okuyan ilkokul öğretmeni 5-600 lira ile perişan olmaktadır. Sosyalizasyon bölgelerinde sağlık personeline verilen yoksunluk bölgesi ödeneklerini düşünün. Bu ödenekler bile öğretmenin aylığından yüksektir. Dört beş özel okulun ve kolejin açıldığı şehri bırakın, eğitim de her yerde, sağlık uygulamalarında gördüğümüz anlamda <<sosyalize>> değil mi zaten? Aylıklarda niçin adalet yok öyleyse?
Sonuçta birçok şeyi aynı anda, aynı kısa zaman aralığımda yaşamak zorunda kaldık: Baskı döneminin olağanüstü koşullarını, Kemalizmin bu topluma sunduğu modenleşme vaadinin çöküşünü, bu topluma biçtiği modern kimliğin parçalanmasını, Türkiye'nin Doğulu ya da taşralı yüzünü kültürel alanda yeniden keşfetmesini, seçkinciliğin bastırdığı herşeyin geri dönüşünü, tüketim toplumunun vaadlerini, birden bir bolluk toplumu görüntüsü yaratmayı başaran medya ve reklamcılığı ve bütün bunların hem kalabalıklara hem aydınlara vaad ettiği yeni imkânları...
Bu yıl, meslekte sekiz on yıl, hatta daha fazla çalışmış seçme ilkokul öğretmenlerinden bir grup, dört ay kurs görüp ilköğretim müfettişi oldular. Kursları Ankara'da idi. Öğretmenler, dört ay, bol bol öğüt, bol bol söylev dinlediler. Öğütçüler, söylevciler hep de Ankara'daki görevlilerden seçiliyordu. Seçilenlerden herbiri, yöneticilikte, eğitimde sivrilmiş kimselerdi. Kendi alanlarının ünlü birer uzmanı idiler. Bunun içindir ki, yüksek eğitim kurumlarına, önemli işlerin başına getirilmişlerdi.
Bunlardan çoğu, hani Amerikalıların Türkiye'de çalışacak personeline Türkiye hakkında kılavuz kitaplar dağıtılması gibi, köyde, kasabada bu kadar yıl çalışmış öğretmenlere, köy ve kasabalar hakkında bilgi veriyorlardı: