Hakikat satın alınamaz.
Onu başkalarından almanın yolu yoktur, o aktarılamaz. Kişi onu kendi başına keşfetmeli. Hiçbir para onu satın alamaz, hiçbir güç onu satın alamaz, ancak kişi kendi içine girerse onu bulur.
Aslında o zaten herkese verilmiştir, onu satın almaya ihtiyaç yoktur.
İroni budur ki onu herkes satın almıştır. Birisi onu Hıristiyan pazarından satın almıştır, biri Hindu pazarından, biri Yahudi pazarından, biri Gita'dan, biri İncil'den, biri Kuran'dan.
Fakat unutma, başkalarından satın aldığın şey sadece hakikat hakkında bir şeydir, gerçekten hakikat değildir. Sadece boş, içeriksiz sözcükler satın alırsın.
Hakikat sadece senin kendi deneyimin olduğu zaman hakikattir. İsa onu veremez, Buda onu veremez, ben onu sana veremem. Hiç kimse onu sana şu basit sebeple veremez: Sen zaten ona sahipsin. Gerekenlerin hepsi bir iç arayıştır, varlığının çekirdeğini bir içsel kavrayıştır ve sen onu er geç bulacaksın.
Hakikatin bir ticaret eşyası olmaması iyi. Onu sana hiç kimsenin verememesi güzeldir; aksi halde değersiz olurdu. İnsanlar ona ailelerinden kalan mirasla sahip olacaktı, onu vasiyetnamelerine yazacaklardı: "Benim hakikatimin yarısı karıma, yarısı kız arkadaşıma gidecek. Sonra da oğullarım arasında eşit bölünecek..."
Öyle olsaydı hakikat bayağı bir şey olacaktı.
O bir şey değildir ve öyle olmaması iyidir. Yaşamda tamamen bireysel olan bir deneyim vardır.
Bundan dolayı hakikat, sevgiden bile daha yüksektir çünkü sevgi başkasıyla paylaşılabilir fakat hakikat sevgilinle bile paylaşılamaz.
O tamamen bireyseldir; onu ancak kesin yalnızlığında bilirsin.