İnsan çok sınırlı görünür, çok küçük, sadece bir çiy damlası gibi. Fakat o bütün okyanusları, bütün gökleri İçerir.
Dışardan bakınca insan çok küçüktür, küçücük; ufak bir toz tanesinden fazlası değildir. Fakat eğer içerden, onun merkezinden bakarsan, insanın bütün evren olduğunu görürsün.
Bu bilim ve din arasındaki farktır. Bilim, insana dışarıdan bakar ve manevi hiçbir şey, ilahi hiçbir şey bulamaz. Sadece psikoloji, kimya, biyoloji yönünden bakar ve insanı bir tür hayvan olarak görür.
Bundan dolayı bilimciler insanı anlayabilmek için, hayvanları incelemeye devam ederler, çünkü hayvanlar basittir, kolayca idare edilirler.
Bu yüzden farelerle araştırmalara devam eder ve elde ettikleri sonuçların insanlar için de geçerli olduğunda ısrar ederler. Elbette durum biraz daha karmaşıktır, ancak prensip olarak aynıdır.
Bilim, insanı fareye indirgedi. Artık insan sadece fareler ya da köpekleri inceleyerek anlaşılabiliyor: Pavlov, insanları anlamak için köpekleri, Skinner ise fareleri eğitti.
İnsan sadece Budaları, Mesihleri, Krishnaları anlayarak anlaşılmak zorundadır. Her zaman bunu hatırla, bu temel ilkelerden bir tanesidir.
Alçaktakini araştırarak yüksektekini anlayamazsın fakat yüksektekini araştırarak alçaktakini anlayabilirsin. Yüksekteki, alçaktakini içerir fakat alçaktaki yüksektekini içermez.
İnsanı anlamanın tek yolu, dışarıdan gözlem değil, meditasyondur. Kişi içine, kendi öznelliğine girmek zorundadır.
Kişi orada durarak en büyük mucizeyi ve huşuyu öğrenir: insanın tanrısallıktan başka bir şey olmadığını.