Zevk fizikseldir, fizyolojiktir. Zevk hayattaki en yüzeysel şeydir; uyarılmadır. Cinsel olabilir, başka duyularla ilgili olabilir, yiyeceklerle ilgili bir takıntı olabilir ama o bedende köklenmiştir.
Beden senin çeperindir, senin çevrendir; o senin merkezin değildir.
Ve çevrede yaşamak, etrafında olup biten her türden şeyin insafına kalarak yaşamak demektir.
Zevk peşindeki insan kazaların insafına kalmıştır. O, okyanustaki dalgalar gibidir; onlar rüzgârın insafına kalmıştır. Güçlü rüzgâr geldiğinde dalgalar vardır; rüzgâr kaybolduğunda dalgalar kaybolur. Onların bağımsız bir varlığı yoktur, onlar bağımlıdır ve kendi dışında bir şeye bağımlı olan herhangi bir şey kölelik getirir.
Zevk diğerine bağlıdır.
Bir hapishane yarattın, artık özgürlük içerisinde değilsin. Şayet sen para ve güç peşinden koşan biriysen, o zaman paraya ve güce bağlısın demektir.
Zevk peşinde koşan sadece sen değilsin; senin gibi milyonlarca insan aynı zevklerin peşinden koşuyor.
Bu yüzden çok büyük bir mücadele, rekabet, şiddet, savaş vardır. Hepsi birbirine düşman oldu çünkü onlar aynı hedefin peşindeler ve hepsi birden ona sahip olamaz.
Bu nedenle mücadele eksiksiz olmalı, her şeyi - ve, hiçbir şey için - riske etmelisin çünkü onu elde ettiğinde hiçbir şey eline geçmez.
Bu mücadelede tüm hayatın boşa gitti. Bir kutlama olabilecek olan bir yaşam upuzun, yılan hikâyesine dönüşmüş, gereksiz bir mücadeleye dönüşür.
Zevk peşinde koşmakla fazlasıyla sarmalandığında sevemezsin çünkü zevk peşinde koşan kişi diğerini bir araç olarak kullanır.
Ve bir kimseyi bir araç olarak kullanmak mümkün olan en ahlakdışı eylemlerden birisidir çünkü her varlığın ta kendisi amaçtır, o kişiyi bir araç olarak kullanamazsın. Ancak, zevk peşinde koşarken diğerini bir araç olarak kullanman gerekir. Hilekâr olmak
Mutluluk nedir? O, sana; senin bilinçlilik durumuna ya da bilinçsizliğine, uykuda mı yoksa uyanık mı olduğuna bağlıdır.
Murphy'nin meşhur bir özdeyişi vardır. Der ki, iki tip insan vardır: Biri sürekli insanlığı iki tipe ayırır ve diğeri de insanlığı hiç ayırmaz.
Mutluluk, bilincinin neresinde olduğuna bağlıdır.
Şayet uyuyorsan, o zaman zevk mutluluktur. Zevk duyu demektir, beden aracılığıyla elde edilemeyecek olanı bedenle elde etmeye çalışmaktır; bedeni onun yapamayacağı bir şeyi elde etmesi için zorlamaktır.
İnsanlar her şekilde bedenleriyle mutluluğa ulaşmaya çalışıyor.
Beden sana sadece anlık zevkler verebilir ve her zevk aynı miktarda, aynı derecede acı ile dengelenir.
Her zevk kendi zıddı tarafından takip edilir çünkü beden zıtlıkların dünyasında var olur. Tıpkı günün gece tarafından takip edilmesi ve hayatın ölüm tarafından takip edilmesi ve de ölümün hayat tarafından takip edilmesi gibi; bu bir kısırdöngü.
Zevkin acı tarafından takip edilecek, acın zevk tarafından takip edilecek. Fakat sen asla huzur bulmayacaksın.
Bir zevk hali içerisindeyken onu kaybedeceğin için korkacaksın ve bu korku seni zehirleyecek. Ve acının içinde kaybolmuşken elbette ıstırap çekiyor olacaksın ve onun dışına çıkmak için mümkün olan tüm gayretinle çabalayacaksın; sırf yeniden onun içine düşmek için.
Bir akşam Nasrettin Hoca karısına, "Biraz peynir getir, çünkü peynir iştahı artırır ve gözleri parlak yapar" dedi.
"Peynirimiz yok" dedi karısı.
Bu iyi," dedi Hoca, "çünkü peynir dişlere ve damağa zararlıdır."
"Söylediklerinin hangisi doğru" diye karısı sordu.
Hoca, "Evde peynir varsa ilki, yoksa ikincisi" dedi.
Zihin bu şekilde işler. Eğer bir kadın senin için erişilebilirse o kadını seversin; değilse nefret edersin. Eğer evde peynir varsa birincisi, evde peynir yoksa ikincisi.
Ayrımları bırak, bölmeyi bırak. Hayatı bir bütün olarak yaşa.
Bu zor olacaktır, biliyorum. Çünkü asırlardır zihin bölmeye şartlandırılmıştır. Onu gevşetmek, menteşelerini sökmek çok zor olacak ama buna değer çünkü sen çok fazla şeyi kaçırıyorsun.
Psikologlar hayatın yüzde doksan sekizinin kaçırıldığını söylüyorlar. Yüzde doksan sekiz. Sadece yüzde iki yaşanıyor. Çünkü pencerenin çerçevesi bundan daha fazlasına izin vermiyor.
Mahkemede bir erkekten şikâyetçi olan bir kadın duymuştum.
"Tekrar ve tekrar bu adamın sana tecavüz ettiğini söylüyorsun. Sana ne zaman tecavüz etti?" diye sordu hâkim.
Ve kadın da, "Ne zaman? Ocak, Şubat, Mart, Nisan, Mayıs, Haziran, Temmuz, Ağustos, Eylül, Ekim, Kasım, Aralık. Tüm yıl boyunca; tecavüz ve tecavüz ve tecavüz, başka bir şey yok" dedi.
Hâkim şaşırmıştı. "Nasıl olur da sana tüm yıl boyunca tecavüz eder" diye sordu.
"O benim kocam" dedi kadın.
"Ama o zaman buna nasıl tecavüz dersin? Yasal olarak bu tecavüz değil."
"O hâlâ tecavüzdür. O beni sevmedi" dedi kadın.
Şayet sevmiyorsan karına bile tecavüz edebilirsin. Sevişmek ve tecavüzün fiziksel eylemi aynı olabilir ama içsel niteliği farklıdır.