M€ⱤDŰMGÌⱤÌZ

M€ⱤDŰMGÌⱤÌZ
@Murattbey
Hala eğitilmekteyim hayat tarafından
Dünya, 19 Mayıs
1621 okur puanı
Aralık 2017 tarihinde katıldı
HASTALIK ÜZERİNDEN DİN EDEBİYATI
Korona Çin'de başlayınca, Doğu Türkistan'daki zulümlerinin cezası... ABD'ye, Avrupa'ya yayılınca, oh olsun, Müslümanlara yaptıkları zulmün karşılığı... İran'da ortaya çıkınca, gerideki mezhebî alt yapı ile işte Suriye, falan, filan... Yakın zamana kadar genlerimiz üzerinden ırkçılık edebiyatı... Efendim onlar kirli, biz abdest alıyoruz... Zenginler ölüyor diye sevinen fakirler... Yaşlılar ölüyor diye sevinen gençler... Daha neler neler? Sonra ne oldu? Salgın bize de ulaştı. Müslüman kâfir, şu ülke bu ülke, şu millet bu millet, zengin fakir, falan filan dinlemiyor. Aha bize de geldi. Aha işte umreden dönenlere de bulaştı. Aha Kabe de boşaldı. Aha cuma namazları da yasaklanıyor. Salgın ne cami dinliyor, ne pavyon... Şüphesiz Allah'ın bir hikmeti vardır. Ancak biz onu bilemeyiz. Kimsenin ahkam kesip dini tartışma malzemesi yap(tır)maya hakkı yok. Dinin böyle yanlış, ucuz, gereksiz propagandalara ihtiyacı da yok. Konu bilimin/tıbbın konusu. Bırakın onlar konuşsun, biz de tedbirli davranalım. İbret alalım ama din/ölüm üzerinden bir çeşit fırsatçılık(!) yapmayalım. Faydası yok, zararı çok Mehmet Sarmış
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Coronavirus ve Türkiye
Türkiye’nin salgın konusunda tedbirli davranması ve gerekli önlemleri hızlı bir biçimde alması, bize ciddi bir zaman kazandırdı. Yıllar yılı kendimizi beğenmemekten yorgun düşmüş bir millet olarak, bazı şeyleri bazen iyi yapabileceğimizi görmek sevindiriciydi. Henüz çok zorlu bir sürecin başındayız ve dünyayı kasıp kavuran bu salgının nereye evrileceğini bilmiyoruz. Ancak yine de bu korkulu bekleyiş içinde, kimi ülkelere göre bir adım önde olmak gönlümüze kısmi bir rahatlık veriyor. Türkiye’nin her alanda iyi yetişmiş insanlarının olduğunu ve onlara kulak verilir, onlardan bugün olduğu gibi eşgüdüm halinde yararlanılırsa, pek çok meseleyi daha kolay aşabileceğimizi düşünüyorum. Pozitif psikolojik sermaye Geleneksel ekonomik sermaye para, taşınmazlar, eşya, maddi varlık olarak tarif edilir. İnsan sermayesi ise tecrübe, beceri, bilgi ve fikirlerden oluşur. Sosyal sermayeden dem vurduğumuzda ilişkiler, temas ağları, arkadaşlar aklımıza gelir. Son dönemde bu kavramlara bir yenisi eklendi: Pozitif psikolojik sermaye. Burada da güven, umut, iyimserlik ve dayanıklılıktan söz etmiş oluyoruz. Kriz dönemlerinde Türkiye’nin beşeri, sosyal ve pozitif psikolojik sermayeleri çabuk etkin hale gelebiliyor. Büyük depremlerde ülkemizi baştan aşağı kuşatan bir merhamet elinin nasıl aklın aritmetiğinden daha hızlı hareket ettiğini gördük. Seferberlik halleri ruhumuzda saklı duran atılganlığı adeta kamçılıyor ve bizi, millet olarak, çabuk karar alabilen yekpare bir varlığa dönüştürüyor. Olağanüstü durumlarda siyasi ayrışmaları bir kenara bırakıyor ve tasada ve sevinçte birlik olmayı başarabilen insanlara dönüşüyoruz. Peki, koronavirüs zamanlarında gösterdiğimiz bu dirayet ve basiret, kalıcı bir ruh haline dönüşebilir ve bize yakın gelecekte, daha dostane yaşamak konusunda esin
Ağanın biri köyünde büyükçe bir konak yaptırmış.
Açılış günü köyde yaşayan herkese yemek vermiş. Çoluk-çocuk, kadın-erkek, akıllı-deli. Deli lafın gelişi değil, gerçekten deliyi de davet etmiş çünkü hemen her köyde olduğu gibi o köyün de bir delisi varmış. Yemekler yenmiş. Köylüler ayrılırken Ağa, “Deliye sorun, bu konaktan ne istiyorsa alsın.” talimatını vermiş adamlarına. Delinin gözü bahçede bağlı duran beyaz ata takılmış ve “Bu atı istiyorum.” demiş. O at ise Ağa'nın gözdesiymiş. “Hayır!” demiş Ağa, “Başka bir şey istesin.” Deli ısrar etmiş, “İlla da bu beyaz at.” diye diretmiş. Ağa da “Hayır!” demiş başka bir şey dememiş. Ziyafet bitmiş, ayrılık zamanı gelmiş. Deli konaktan melül-mahzun bir şekilde ayrılırken bir şeyler konuşuyormuş kendi kendine. Ağa'nın dikkatini çekmiş bu hâl ve “Gidin dinleyin bakalım.” demiş adamlarına. Deli sürekli şunu söylüyormuş: “Sen isteseydin verirdi, Ağa da kim oluyor ki? Sen isteseydin verirdi, Ağa da kim oluyor ki?” Adamları, Ağa'ya söylemiş delinin dediklerini. “Geri çağırın ve verin atı demiş.” bu defa ağa. Deliye atı vermişler. Deli, atın yuları elinde konaktan ayrılırken yine aynı şekilde söylenmeye devam ediyormuş. Ağa adamlarına “Bu defa ne diyor, gidin dinleyin.” demiş. Ne diyormuş biliyor musunuz deli: “Sen istedin de verdi, Ağa da kim oluyor ki? Sen istedin de verdi, Ağa da kim oluyor ki?”
Corona...
. Korona bize mikropluğun sadece virüslere has bir özellik olmadığını da gösterdi... .
Merak
Müşterisine salı günü 15 TL’ye sattığı kolonyayı çarşamba günü 35 TL yapan yurdum esnafı, cuma günü camide alnını secdeye koyarken “iki sıra ötesindeki” müşteri ile aynı sevaba mı giriyordur?