Türkiye’nin salgın konusunda tedbirli davranması ve gerekli önlemleri hızlı bir biçimde alması, bize ciddi bir zaman kazandırdı. Yıllar yılı kendimizi beğenmemekten yorgun düşmüş bir millet olarak, bazı şeyleri bazen iyi yapabileceğimizi görmek sevindiriciydi.
Henüz çok zorlu bir sürecin başındayız ve dünyayı kasıp kavuran bu salgının nereye evrileceğini bilmiyoruz. Ancak yine de bu korkulu bekleyiş içinde, kimi ülkelere göre bir adım önde olmak gönlümüze kısmi bir rahatlık veriyor. Türkiye’nin her alanda iyi yetişmiş insanlarının olduğunu ve onlara kulak verilir, onlardan bugün olduğu gibi eşgüdüm halinde yararlanılırsa, pek çok meseleyi daha kolay aşabileceğimizi düşünüyorum.
Pozitif psikolojik sermaye
Geleneksel ekonomik sermaye para, taşınmazlar, eşya, maddi varlık olarak tarif edilir. İnsan sermayesi ise tecrübe, beceri, bilgi ve fikirlerden oluşur. Sosyal sermayeden dem vurduğumuzda ilişkiler, temas ağları, arkadaşlar aklımıza gelir.
Son dönemde bu kavramlara bir yenisi eklendi: Pozitif psikolojik sermaye. Burada da güven, umut, iyimserlik ve dayanıklılıktan söz etmiş oluyoruz. Kriz dönemlerinde Türkiye’nin beşeri, sosyal ve pozitif psikolojik sermayeleri çabuk etkin hale gelebiliyor. Büyük depremlerde ülkemizi baştan aşağı kuşatan bir merhamet elinin nasıl aklın aritmetiğinden daha hızlı hareket ettiğini gördük. Seferberlik halleri ruhumuzda saklı duran atılganlığı adeta kamçılıyor ve bizi, millet olarak, çabuk karar alabilen yekpare bir varlığa dönüştürüyor. Olağanüstü durumlarda siyasi ayrışmaları bir kenara bırakıyor ve tasada ve sevinçte birlik olmayı başarabilen insanlara dönüşüyoruz.
Peki, koronavirüs zamanlarında gösterdiğimiz bu dirayet ve basiret, kalıcı bir ruh haline dönüşebilir ve bize yakın gelecekte, daha dostane yaşamak konusunda esin