M€ⱤDŰMGÌⱤÌZ

M€ⱤDŰMGÌⱤÌZ
@Murattbey
Hala eğitilmekteyim hayat tarafından
Dünya, 19 Mayıs
1621 okur puanı
Aralık 2017 tarihinde katıldı
10/10
·186 syf.··
Beğendi
·
2015 2. kitabı
·
62 günde okudu
·
Okunma: 23 Ekim 2015 08:42
ZEZE’DEN DİN DERSLERİ Şeker Portakalı’nı bilmeyen yoktur. Brezilyalı yazar José Mauro de Vasconcelos’un, biyografik ögeler de barındıran dünya çapında kitabı. Devamı “Güneşi Uyandıralım”ı da geçen gün okudum. O çok sevimli ve fakat çok duygusal Zeze, birkaç yaş büyümüş. Daha iyi şartlarda yaşasın ve okusun diye zengin bir aileye evlatlık verilmiş. Zeze yine sevimli, yine duygusal, yine hayalci ve fakat gittikçe artan oranda da yaramaz. Bir şey özellikle dikkatimi çekti; Zeze koyu Katolik bir çevrede yaşıyor. Üvey anne babası dindar. Gittiği okulun bütün öğretmenleri papaz. Zeze, her pazar günü kiliseye gitmek, ayinlere katılmak, (daha küçük bir çocuk olduğu halde) günah çıkarmak, belli duaları ezberlemek ve okumak zorunda. Her fırsatta kendisine, şeytana karşı dikkatli olması, yanlış yaparsa cehenneme gideceği söyleniyor. Yaptığı yanlışlıklar çok sert bir şekilde cezalandırılıyor. Bu cezalar arasında uzun duaları ezberlemek, okumak ve yazmak da var. Zeze ise bütün bunlara karşılık daha çok yaramazlık yapıyor. Kendisinden istenenden gittikçe uzaklaşıyor, hatta nefret ediyor, yapsa bile içinden tam aksi yönde şeyler geçiriyor. Yani dine karşı lakayt kalıyor. Dehşete kapılıyor insan. İnançlı bir eğitimci olarak bunlar bana pek yabancı gelmiyor. Katoliklik yerine İslam’ı koyun, çok da değişen bir şey yok. Üç dört yaşında başı zorla kapatılan kızlar, tekme tokatla, üzerine su dökülerek sabah namazına kaldırılan çocuklar, tehditle, dayakla Cuma namazına götürülen erkek çocuklar geliyor gözümün önüne… Sonuç? Sonuç maalesef genellikle hüsran. Baba ve annenin “Ben görevimi yaptım”, “Hz. Nuh’un oğlu da inanmamış” demesi onu ne kadar haklı yapar ve sorumluluktan kurtarır bilmiyorum. Mehmet Sarmış
Şeker PortakalıJosé Mauro de Vasconcelos · Can Yayınları · 2022275,1bin okunma
Reklam
Dostoyevski'nin Düşündürdükleri
10/10
·1025 syf.··
Beğendi
·
2018 50. kitabı
"Sadaka vermekten alınan zevk, kibirli, küstah, ahlaksızca bir zevktir. Zenginin zenginliğinden, gücünden, kendi önem ve değerini yoksulun önem ve değeriyle karşılaştırmasından aldığı zevktir. Sadaka, vereni de alanı da soysuzlaştırır. Üstelik hiçbir amaca da hizmet etmez, yalnızca yoksulluğu artırır." (Ecinniler, İş Bankası Yayınları, s.428) diyor Dostoyevski, Ecinniler adlı romanında. (Yanlış bir anlaşılmaya sebebiyet vermemek için, aslında o değil de "kurmaca bir eserindeki kurmaca bir karakteridir bu sözü söyleyen" dersem sanırım daha doğru olacak.) Rus toplumunun, on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında yaşadığı manevi çöküntünün hangi boyutlarda olduğunu eserlerine bakarak da kolaylıkla anlayabildiğimiz Dostoyevski, bu minvalde tüyleri ürperten betimlemeler yapar. Mesela küçük kızlarının vücudunu çürük içinde bırakan, altına yaptığı için kızlarını kışın en soğuk gecelerinde helaya kapatan ve ceza olarak yüzüne sürdüğü pisliğini ağzına zorla sokarak yedirmeye çalışan annelerden, babalardan ve “zincirinden boşanmış canavar” ruhlu insanlardan bahseder Karamazov Kardeşler'de. Ve yine “Bir bakarsınız yüksek çevreden genç, parlak bir subay, hayatının ve mesleğinin ilk adımlarındayken, küçük bir memurla evindeki hizmetçiyi alçakça, sinsice bir amaçla kesiverir. Cinayeti hem borç senedini hem memurun kalan parasını çalmak için işlemiştir. İkisini kestikten, başlarının altına yastıkları yerleştirdikten sonra bir şey olmamış gibi çıkar gider. Ötede göğsü nişan dolu genç bir kahraman, tenha bir yolda, tam haydut gibi, amirlerinden birinin annesini boğazlar.” (Karamazov Kardeşler) Toplumun topyekün hasta olduğu bir dönemin yazarıdır #Dostoyevski. Her kutsalın dejenere olduğu, hiçbir geleneğin, insanlara artık güven vermediği bir dönemin... Sadaka vermenin bile bütün içsel
Karamazov KardeşlerFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202545,2bin okunma
EĞER SÖZÜ GETİREN SÖZÜN SAHİBİYSE NE GEREK VAR ELÇİYE
9/10
·510 syf.··
Beğendi
·
2013 3. kitabı
·
154 günde okudu
·
Okunma: 25 Aralık 2013 08:52
Hasan Sabbah hikayesi müthiş bir anlatımla dile getirilmiş. "Hasan Sabbah kaleyi ele geçirir geçirmez onu dış dünyadan tamamen yalıtacak çalışmalara girişti.En önemlisi de her türlü düşman sızıntısını engellemekti. Bölgenin zaten olağanüstü olan savunma özelliklerini ustaca pekiştirdi, iki tepe arasındaki en dar geçidi bile surlarla tıkadı. Ama Hasan'a bu tahkimat çalışmaları da yeterli gelmedi. Belki saldırı olanaksızdı ama kaleyi kuşatanlar onu aç ve susuz bırakarak hakkından gelebilirlerdi. Kuşatmaların çoğu bu şekilde sonuca erdirildi. Bu noktada da Alamut çok zayıftı çünkü içme suyu kaynakları son derece kısıtlıydı. Ama Şeyh bunun çaresini buldu. Suyunu yakındaki derelerde arayacağına,dağın içindeki görkemli bir sarnıçlar ve su yolları şebekesi kazdırıp yağmur ve kar suyunu toplamaya yöneldi. Bugün kalenin harabelerini ziyaret edenler, Hasan'ın yaşadığı büyük odadaki "mucizevi havuz"u hala hayranlıkla seyrederler. Bu havuz, suyu boşaldıkça kendiliğinden dolar ve ustalığın şahikası olarak dolan su asla dışarı taşmaz. ... Kısacası, Hasan en ufak çatlağı olmayan bir kalkan imal etmiş, deyim yerindeyse, kusursuz savunma silahını ele geçirmişti. Kendine bağlı katilleriyle de kusursuz bir saldırı silahına sahipti. Gerçekten de ölmeye kararlı bir adama karşı nasıl tedbir alınabilirdi ki?" (Semerkant) & "...Sayımızın cokluğuna bakıp şuna ne ihtiyacımız var ki diye düşünmemelisiniz. Hele insanların fakir ve güçsüz olmalarını bahane etmeyin hiç! Teker teker çevrenizdeki tüm insanlara giderek onları davamız için kazanmaya çalışın. Belki de son ikna ettiğiniz adam terazinin kefesini lehimize çevirecek olandır. Yapmamız gereken en önemli şey çevremizde güven uyandırmaktır. Ve bunu yaparken keskin zekanızı kullanın: İnançlı müminlere elinizde Kuran ile yaklaşın... Kahire
Fedailerin Kalesi AlamutVladimir Bartol · Koridor Yayıncılık · 201249,9bin okunma
Açılın Ben Özel Okul Müdürüyüm
8/10
·255 syf.··
Beğendi
·
2019 1. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 03 Şubat 2019 10:43
Öncelikle bu kitabın öğretmenlik mesleğini yapan ya da yapmayı düşünen herkese faydalı olacağını düşünüyorum. Harika öneriler ve teknikler var. Ben 23 yıllık öğretmenlik mesleğimin 5 yılını Alman okullarında geçirdim. Yurtdışında birçok mesleki tecrübem oldu. Bu kitaptaki bazı yöntem ve teknikleri 40 kişilik sınıflarımda -zor da olsa- uygulamaya çalışacağım. Ilerleyen gunlerde geniş bir özet ve değerlendirme yapmayı planlıyorum. Onları da tamamlayınca bu başlık altında sizlerle paylaşacağım. Kitap ile ilgili görüşlerimi kısaca mujdatataman.com adresi üzerinden yazarın kendisine gönderdim. Burada aynı mesajı sizlerle de paylaşmak istiyorum: Merhaba Müjdat Hoca'm, az önce "Açılın Ben Öğretmenim " kitabınızı bitirdim. Ellerinize sağlık çok güzel ve faydalı bir çalışma olmuş. Müsaadenizle kitabınızın ilk sayfasina yazdigim notu sizinle paylaşmak istiyorum: Kitabın büyük bir bölümü özel okul öğretmenlerine hitap ediyor. Keşke Müjdat Ataman devlet okullarında 45-50 kişilik, yaşamdan, okuldan ve aileden bezmiş öğrencilerle dolu sınıflarda derse girse de arka sırada oturup nasıl öğretmenlik yaptığını izlesem. Bakalım bu tekniklerin % kaçını uygulayabilecek!!!
Açılın Ben ÖğretmenimMüjdat Ataman · Elma Yayınevi · 20191,935 okunma
10/10
·724 syf.··
Beğendi
·
2018 14. kitabı
·
366 günde okudu
·
Okunma: 23 Ağustos 2018 08:50
‘’Tutunamayanlar’’ romanı genç yaşta (43) kaybettiğimiz Oğuz Atay’ın (1934-1977) 1971 tarihli ilk romanıdır. (İletişim Yayınları, 2016) 1970 TRT Roman Ödülünü kazanmıştır. Türkçe yazılmış en iyi romanlardan birisidir. Ne yazık ki Oğuz Atay yaşarken romanının derinliği ve kıymeti anlaşılamamıştır. Bu kitap; ne romantik aşk hikâyelerinin, ne ideolojik kavgaların, ne tarihi şahsiyetlerin, ne büyük krizlerin, ne de ezilen insanların romanıdır. Bu kitap; mustarip bir ruhun iç çekişlerinin romanıdır. Bu kitap; günümüzün kabalığından, hoyratlığından, vurdumduymazlığından, çıkarcılığından, çirkinliğinden ve sağlıksız insan ilişkilerinden muzdarip bir mühendisin (Oğuz Atay) sessiz bir çığlığının romanıdır. Hayatın kendisi kadar karmaşık, çoğu zamanda hayatın kendisi kadar da anlaşılmazdır ‘’Tutunamayanlar’’ romanı… ‘’Tutunamayanlar’’ romanı; modern şehir yaşamı içinde bireyin yaşadığı yalnızlığı, toplumdan kopuşları ve toplumsal ahlaka, kalıplaşmış düşüncelere yabancılaşan, ipe, sapa, kabalığa, hoyratlığa, sevgisizliğe alışamayan ve bunlara tutunamayan bireylerin iç dünyasını anlatan bir kitaptır. Türk insanını çok iyi tahlil eden ve insanın kendi iç dünyasındaki yaşadığı kavgaları, bunalımları, sorgulamaları güzelce ele alan, zaman zaman da okuyucunun yüzüne acımasızca tokat atan, hayata sımsıkı sarıldığınızı zannederken, boşlukta olduğunuzu, hiçbir yere tutunamadığınızı size hatırlatan, size ayna tutan, sizi güldürürken ağlatan, 722 sayfalık mükemmel bir eserdir ‘’Tutunamayanlar’’... ‘’Tutunamayanlar’’; Türkiye ve Türk insanı üzerine yazılmış şaheser niteliğinde gerçekçi bir analiz ve aynı zamanda orta sınıfın kültürel özentisini anlatan mükemmel bir Türkiye fotoğrafıdır, Türkiye belgeselidir... ‘’Tutunamayanlar’’; dürüst, tertemiz, hassas, narin, dolu ve derin
TutunamayanlarOğuz Atay · İletişim Yayınları · 202474,8bin okunma
Reklam