İnsan olarak gelişmişlik seviyemizi maddi gücümüzle ve sahip olduklarımızın çokluğuyla ölçmeye devam ettiğimiz sürece daha çok şeye sahip olmak adına daha çok savaşacağız ve yıkımlara sebep olacağız.
Bilimsel verilere göre dünya yaklaşık 4.5 milyon yaşındadır. Yine bilimsel verilere göre ilk insansı varlık fosilleri 195.000 yıl öncesine aittir. Cromagnon olarak adlandırılan modern insanın ilk alt türüne ait fosiller ise bizi 50.000 yıl öncesine götürmektedir. İnsanlık 50.000 yıl öncesinden bugüne şüphesiz ki sayısız değişimlerle, fikirlerle, doğrular ve yanlışlarla gelmiştir. İnsanlık tarihindeki bu değişimlerin sürekli pozitif bir yönde olmadığı da aşikardır.
Pek çok defa çeşitli uygarlık düzeylerine çıkmış ve çeşitli yıkımlara maruz kalmış olan insanlık yapılan hataların pek çoğundan ders alamamış ve gelişimin önünde duran güdülerine ket vuramamıştır. Bu durum bize içinde bulunduğumuz uygarlığın da bir zaman geldiğinde yıkıma uğrayacağına dair sağlam bir gerekçe sunmaktadır.
Topluluk içerisinde yaşayan insan, yaşadığı toplumun içerisinde yeni olmazsa olmazlara sahip olmaktadır. Sorgulamadan kabul edilen bu yeni gereklilikler zamanla insan uygarlığının çöküşünü hazırlamaktadır. Toplumda yaşayan bireylerin bir çoğunun pek sorgulamadığı bu gereklilikler ve temellerinde yatan düşüncelerden insanlığa en çok zarar verenlerinden bir tanesi de sahip olma güdüsü ve bu doğrultuda yapılan hareketler, yaşanan hayatlardır.
Bir nebze bireysel olan, iki ya da üç kişiyi ilgilendiren, aşk, arkadaşlık gibi, konularda sahip olma arzusu, kendimizi sahip olduklarımızla ya da olamadıklarımızla tanımlamak, toplumsal facialara yol açmasa da bu çılgınlık toplumsal boyutlarda yaşandığında soykırımlara, savaşlara ve önü alınamayan yıkımlara sebep olmakta. Tarihte, yönetme gücüne sahip