Delinse yer; çökse gök, yansa, kül olsa dört yan
Yüce dileğe doğru yine yürürüz yayan.
Yıldırımdan, tipiden, kasırgadan yılmayan;
Ölümlerle eğlenen tunç yürekli Türkleriz!
Bu türkü hala göklerde çınlıyor. Kür Şad ve kırk arkadaşı, aylı kızıl bayrağı bekleyerek hala ufukları gözlüyor...
Kırk kahraman birer birer düştükten sonra o hala ayakta idi. Uzun saçları omuzlarından uçuşuyor, gözleri kıvılcımlar saçıyor, kolu yıldırım hızıyla kalkıp iniyor, her inişte bir Çinliyi deviriyordu.
En son ölüm kızı onun eline bir sağrak sundu. Kür Şad bu acı sağrağı güzünü kırpmadan içti. Atının yelesine kapandı. Başını dayadı. Sağ elinde kılıç hala sımsıkı duruyor , sol eli sarkıyordu.
Kür Şad ölmüş, fakat attan düşmemişti
Ölmüş , fakat yenilmemişti...
Kür Şad kılıcını çekti. And vericeklerdi. Kür Şad söyledi:
- Gök girsin, kızıl çıksın!
Hepsi tekrarladı:
- Gök girsin , kızıl çıksın!
Kılıçlar hızla kınına girdi.
- Öyleyse bugün de İşbara Han'ın kendisini öldürdüğünü bilmiyorsunuz...
Üç Oğul bunu söylerken sesinde bir hıçkırık titremişti.
(...)
Küçükler hıçkırıp çağırıyorlardı. Yamtar'la Üç Oğul'un gözlerinden yaşlar boşanıyordu. Gök Börü'nün yüzü kızarmış, başını göğe doğru kaldırmıştı. Bu büyük yas arasında , kaskatı bir sesle:
- İşbara Han'ın ölümüne ağlamak için gözlerimin olmasını isterdim , dedi.