Ölülerin tamamen ölmeyip başka türlü, kuşkusuz daha donuk bir biçimde ve daha karanlık bir yerde yaşadıklarını söylerdi. Ama hâlâ haber uçurabilirlerdi, keşke o mesajlar anlaşılabilse, şifreleri çözülebilse. İnsanların böyle hikâyelere ihtiyacı var, çünkü ne kadar karanlık olsa da, içinde sesleri barındıran kapkaranlık bir yer olsa da sessiz boşluktan daha iyi demişti.
Âdem Bir'e göre İnsanın Düşüşü çokboyutluydu. Atalarımız primatlar ağaçlardan düşmüşler, derken etyemezlikten çıkıp et yemenin kucağına düşmüşlerdi. Arkasından, güdüleri bırakıp mantığa, böylelikle teknolojiye; basit işaretlerden karmaşık dilbilgisine, oradan insanlığa; ateşsizlikten ateşe, dolayısıyla silahlanmaya; mevsimlik çiftleşmeden ardı arkası kesilmeyen cinsel kıpırdanmalara düştüler. Böylece anın tadını çıkardıkları bir hayatı bırakıp kaybolan geçmişe ve uzak geleceğe kaygıyla kafa yormaya düştüler.