Gökte karanlık gecenin ateşli ve gizemli yüzü parlıyor. Işıklar limandan çok uzağa gidiyor ve tren ulumaları daha da seyrekleşiyor. Yıldızlar büyüyor, sonra küçülüyor; gözden yitiyor ve yeniden doğuyor; kendi aralarında değişken yüzler oluşturuyor ve bunları da başkalarına ekliyorlar. Gece ıssızlığın içinde, derinliğini ve gövdesini yeniden ele geçiriyor. Yıldız kaymaları onları yaşlar içinde bırakan ışık oyunları sunuyor gözlere. Ve her biri, göğün derinliğine dalmış, her şeyin birbirine çakıştığı o uç noktada yaşamlarının yapayalnızlığını yaratan gizli ve ince düşünceyi yeniden buluyor.
Geçmişi ve yitirmiş olduğu şeyler karşısında özgür hissediyordu kendini. Bu daralmadan ve içindeki kapalı alandan, dünya karşısındaki bu bilinçlilik ve sabırlı coşkudan başka bir şey istemiyordu. Uğrunda yorgun düşülen, ele alıp sıkılan sıcak bir ekmek gibi, ellerinin arasında tutmak istiyordu yaşamını yalnızca.