Derin bir ilişki kurduğumuz insan sayısı garip bir şekilde azdır. Tutku bizi öfkeyle yoldan çıkarabilir. Akıl da bir o kadar yoldan çıkarabilir. Genetik mirasımız bizi prangaya vurabilir. Yaşamlarımızdaki önceki olaylar da. Travma sonrası stres bozukluğu yaşayanlar sadece savaş meydanlarındaki askerler değildir. Görünüşte normal olan bir dünyevi varoluşun çoğunlukla kaçınılmaz sonucudur bu.
Şu anda dünya aptallara, huzursuzlara, yüreksizlere ait. Yaşama ve başarma hakkına sahip olmak için, bir akıl hastanesine kapatılmak için gereken şartları yerine getirmek zorundasınız: düşünememe, ahlaka aykırı davranma ve aşırı coşku.
Kendim için kimim ben? Hissettiğim şeylerden biriyim sadece.
Yüreğim çaresizce, delik bir kova gibi boşalıyor. Düşünmek mi? Hissetmek mi? Net olarak tanımlanmış bir şey söz konusu olduğunda nasıl da yoruluyoruz her şeyden!
Yaşamak bana, maddenin metafizik bir hatası gibi geliyor, eylemsizlikten kaynaklanan bir dalgınlık. Gün içinde oyalanacak bir şey, ben onu tarif ederken, kendimi reddedişimi barındıran boş fincanı benden saklayacak bir şey aramıyorum bile.