İnsan, gercek duyguları bir kenara itip sahte duygulara anlam yükleyerek gerçekliği kaybediyor. Bir süre sonra kaybettiği gerçekliğin yerine tamamen sahte bir yanılsamanın içinde buluyor kendini. Ancak içinde bulunduğu bu yanılsamayı da gerçeklik zannetmeye başladığı an asıl mesele orada başlıyor. Bu sefer her yalana inanılmaya başlanıyor. Yalanlara inanmaya başlayan bir insan tehlikeli bir insandır. Kendisinden sonra gelecek bir nesli bile zehirleyebilir o insan. Çünkü o insan doğrularla yüzleştiğinde o doğrulara açık ve yüksek bir sesle “yalan” diyebilir. Bizim günümüz toplumlarında yaşadığımız şey de tam olarak bu aslında…
Mutlu olabilmemiz için ilk olarak yapmamız gereken şey, ihtiyaçlarımızın ne olduğunu belirlemek ve bunun dışında kalan her şeyin bize fayda ve zararını hesaplayarak en doğru yolu bulmaktır. Eğer fazlalıklardan kurtulduğumuzda huzurlu ve mutlu oluyorsak, neden onlardan kurtulmayalım? Neden kurtulmamız gereken şeylere kendimizi kaptırıp, hem vaktimizi, hem paramızı, hemde enerjimizi harcayalım ki? Sonunda bize bir şey katmayacak olanın peşine neden takılalım?
…Çünkü gerçeği görebilmek için insanın önündeki engellerden kurtulması gerekir. İnsanların düşünceleri ve inançları gerçekleri görebilmek için bir engeldir.