Mustafa Yurdagül

Mustafa Yurdagül
@MustafaYurdagul
Nevi şahsına münhasır.
Sarıkamış Harekâtı
Enver Paşa, I. Dünya Savaşı sırasındaki fiili olarak komuta ettiği Kafkas Cephesi'nde bugün hâlâ gündemimizden düşmeyen Sarıkamış Harekâtı'nı hazırladı. Aslında hayali olmayan ve gerçekleşme ihtimali yüksek olan harekâtta cephedeki komutanların anlaşmazlığı yüzünden savaşa katılan ordunun önemli bir kısmının donarak ölmesi veya Ruslar tarafından şehit edilmesi üzerine 10 Ocak 1915'te cepheyi terk ederek İstanbul'a döndü. Enver Paşa'nın Almanlar'ın bütün isteklerini yerine getirmeye çalıştığı şeklindeki görüşler yanlıştır. Alman belgeleri, Enver Paşa'nın çeşitli konularda Alman askerî yetkilileriyle çatıştığını gösterir. Nitekim Kafkas İslam Ordusu Almanlar'ın engelleme ve karşı çıkmalarına rağmen Enver Paşa'nın verdiği emirlerle Bakü'ye girmiştir.
Sayfa 207 - Yeditepe·Kitabı okudu
Alıntı
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Enver Paşa
Meşrutiyet'in ilanından sonra Balkanlar'daki isyanların bastırılmasından Trablusgarp Savaşı'na kadar birçok cephede mücadele etti ve ismini her yerde duyurdu. Nitekim Dünya Savaşı sırasında bölgede mücadele eden Teğmen İhsan Aksoley, Enver Paşa'nın Libya'daki etkisini şöyle anlatır: "1911 Osmanlı-İtalyan Harbi'nde Kuzey Afrika'da bulunan Enver Paşa'yı; Tunus hududundan Mısır hududuna kadar herkes bilir, gönülden sever, sayar ve Enver Paşa'ya sonsuz güvenirdi. Trablusgarp Türk subaylarına ve çavuşlarına da aynı duygularla bağlı idi. Türkleri yanlarında görmekten ve Türklerin başlarında kumandan olmasından sonsuz memnunluk ve huzur duyarlardı. Sahrada bir çobanın ve şehirlerarası bir deve kervanı sürücüsünün uzun uzun çektiği yâleller arasında dört kelime duyulurdu: "Yaşa, yaşa Enver Başa..." Enver Paşa'nın başına "re'sek Enver Paşa" diye yemin edilir, bu yeminden sonra yalan söylenmez ve yalan söyleneceği de düşünülemezdi."
Sayfa 200 - Yeditepe·Kitabı okudu
Alıntı
Gayrimüslim Tebaa
Osmanlı yönetimi gayrimüslim tebaanın Osmanlı kimliğini kabul etmesi için çok uğraştı. Bu konudaki ilginç bir örnek şudur: 1900'lerin başında İstanbul'un fethinin kutlanması gündeme gelmiş, ancak II. Abdülhamid, gayrimüslim tebaa üzerinde olumsuz etki yapar diye bu teşebbüse izin vermemişti. Yıllar sonra, 1914'te bu konu hakkındaki düşüncelerini ise doktoru Atıf Hüseyin Bey'e şu şekilde izah etmişti: "Biz, İstanbul'u Rumlar'dan zaptettik... Fetih günü onlar matem tutmak isterler... Biz tezahüratta bulunursak onların hissiyatını rencide ederiz... Benim zamanımda bir kere İstanbul'un fetih günü merasim yapmak istediler... Ben buna hissiyat noktasını nazara alarak müsaade etmedim... Bunlar hikmet-i hükümettir, çünkü her hükümet tebaasının hepsinin hissiyatını rencide etmemeye çalışmalıdır... Her nedense biz kendi kendimize mesele çıkarıyoruz."
Sayfa 155 - Yeditepe·Kitabı okudu
Alıntı
Anayasayı Okumadılar
Artık Hürriyet kahramanı olan Enver Bey'i taşıyan tren her yerde kutlamalarla durdurularak, Selanik'e vardı. Selanik'te büyük bir kalabalık tarafından karşılanan Enver Bey'e Talât Bey, kırmızı cildli bir Kanun-ı Esasi, yani anayasa hediye edecekti. Ancak hürriyet getireğiz diye gelen İttihadçılar daha sonra hiç kimseye nefes aldırmayacak bir idare kuracaklar, muhaliflerini silahla susturacaklardı. İşin ilginci İttihaçılar'ın önde gelenleri yeniden ilanı için Abdülhamid rejimine karşı senelerce mücadele verdikleri Kanun-ı Esasi'yi bile okumamışlardı. İttihadçılar'ın en önemli isimlerinden olan Dr. Nâzım Bey, iktidardan düştükten sonra Moskova'dayken bir sohbet sırasında anayasayı sorduklarında hiç okumadığını ancak arkadaşlarından anayasanın "iyi bir şey olduğu"nu duyduğunu söyleyecekti.
Sayfa 101 - Yeditepe·Kitabı okudu
Alıntı
Mecliste Türkçe Tartışmaları
İlk parlamentomuzdaki 115 mebusun, yani milletvekilinin 46'sı gayrimüslimdi. Mecliste milliyet çatışmaları yaşandı. Devletin resmi dili Türkçe olmasına rağmen Ermeni ve Rum mebuslar kendi dillerinin de resmi dil olarak kullanılması için uğraşarak, kendi milletlerinin meselelerini her şeyin üzerine çıkarmaya çalıştılar. Mebus olmak için Türkçe bilmek zorunluydu. Bu şartın değişmesi için, özellikle Arabistan'dan gelen mebuslar teklifte bulundular. Bu talebe karşı dönemin önde gelen devlet adamlarından Ahmed Vefik Paşa "Gelecek seçime 4 yıl var. Akılları varsa bu süre içinde Türkçe öğrenirler" cevabını vermişti.
Sayfa 98 - Yeditepe·Kitabı okudu
Alıntı