Neşeden ve hoşgörüden mahrum kalmış ama acıyı ve özveriyi ilk anda öğrenmiş genç bir dimağ, başka hiçbir terbiyenin veremeyeceği bir metanet ve yücelik kazanır, bu durum da çocuğun davranışlarına ve hatta sesine çarpıcı ama kederli bir özellik katar.
En derin yaralar zamanla iyileşir, en büyük acılar yatışır ve bizler; kişiliğimiz, duygularımız, zevklerimiz ve uğraşlarımız itibariyle öylesine değişmiş varlıklar haline geliriz ki geride kalan olayların bıraktığı, zamanın yumuşatabileceği ama asla silemeyeceği birkaç kalıcı iz dışında kim olduğumuz bile şüpheli bir hal alır.
Ah, dünyanın adetleri yüzünden nasıl da canavarlara dönüşüyoruz! Daha nazik ve asil hislerimiz, onların menfur etkileriyle nasıl da çarpıtılıyor yahut yok oluveriyor!