Uzaktan seyre dalardım.
Maziye dalıp dalıp gidiyordu.
Bense ona duyduğum hicranla kavrulur, bahar yağmurlarıyla serinlerdim.
Başımı bade fıçılarına daldırsam da, o hicranı unutmaya kâfi gelmezdi.
Şebmeltemi girerdi perdesinin kenarından.
Kapattırdı pencereyi, sonra kalkıp masasından.
Bir iç çekişi vardı, sanki maziyi bırakırdı arkasından.
Birazdan tarardı saçlarını, ağırdan ağırdan.
O dalarken uykusuna, kırılırdı kamışım avuçlarımın arasından.