Bir gün, bütün ezanlar aynı anda susturulacak,
bütün çocuklar aynı anda yetim bırakılacak.
Ben biliyorum.
Çünkü bu toprak, daha önce de ihanete uğradı
kendi kardeşleri ve bütün dünya tarafından.
Her sokakta, unutturulmak için yükselmiş
sessizlik kuleleri var.
Ve o kulelerin gölgesinde, göğe bakan çocuk gözleri…
Adı kayıtlarda yok,
ama çığlığı hâlâ duvarlarda yankılanıyor.
Ben yürüdüm,
yürüdüm Gazze’nin yanan sokaklarında.
Kömürleşmiş bir duvarın üstüne yazılmıştı:
“Vatan, ölümü göze alabilenlerin mirasıdır.”
Yanına bir çocuk, parmağıyla kanını sürmüş:
“Ve ölümü çoktan tüketenlerin.”
İnsanlar ekranlarda alkış tutarken
bir annenin kalbi paramparça oluyordu.
Birleşmiş Milletler kürsüsünde sözler uçuşurken
bir baba, oğlunun defterini kefen yapıyordu.
Kimse görmedi.
Çünkü görmek, ekran icadından önceki bir yetenekti.
Ben soruyorum:
Ne zaman kaybettik ellerimizin duasını?
Ne zaman, suyun kıyısında susuz kalmayı öğrendik?
Hangi şairin defteri yakıldı da