Kül kelimesi bize Kerem'i hatırlatır. Düğün gecesi Aslı'nın elbise düğmelerini açamayınca bir ah çeker Kerem, içinden bir alev çıkar ve yanıp kül olur o ah'ın ateşiyle.
Hava kurşun gibi ağır!!
Bağır bağır bağır bağırıyorum.
Koşun kurşun eritmeğe çağırıyorum...
O diyor ki bana:
- Sen kendi sesinle kül olursun ey!
Kerem gibi yana yana...
Ali Şeriati, hüzünle üzüntü arasında fark olduğunu belirtiyor:
Hüzün sanatla, üzüntü de üretimle ilgilidir. Hüzün, 'yok' olanın eksikliğinden, üzüntü ise 'var' olanın eksikliğinden kaynaklanır. Nasıl ki var olana aşık bir kimse ona sahip olmadığında üzülüyorsa, yok olana aşık olan kimse de ona sahip olmadığında hüzünlenir.
KÖR et gözlerimi; yine de görürüm seni,
kapat kulaklarımı: Duyabilirim seni,
ayaklarım olmadan da gelebilirim sana,
çağırabilirim seni ağzım olmadan da.
Koparsan da kollarımı, tutarım seni,
yüreğimle, ellerimle olduğu gibi,
kapatsan da yüreğimi, beynim çarpacak
ve beynime salsan da alevler,
kanımın her damlasında taşırım seni.
Sayfa 107 - (Dua Saatleri Kitabı, Rainer Maria Rilke)·Kitabı okudu
Yenişehirli Avni Bey, insanın varlık sorununu çözmüş görünüyor. Zannetmeyin ki biz bu aleme mutlu olmak, makam, mevki elde etmek için geldik; biz aleme bir yar için ah etmeye geldik, diyor.
Sayfa 18 - (Yenişehirli Avni Bey, 210. Gazel)·Kitabı okudu