Ayten

lsaac Newton, bir cismin uzaydaki hareketini tanımlayan hesap­lamalar üzerinde dikkatle çalıştı. Bunun temelinde de üç kanun olduğunu ileri sürdü: 1. Duran bir obje durmaya devam eder. Hareket halindeyse, baş­ka bir cisim ya da kuvvet tarafından etkilenmediği takdirde ha­reket halinde kalır. 2. Bir kütleye kuvvet uygulandığında ivme meydana gelir. Kütle ne kadar büyükse cisme ivme kazandırmak için gereken güç de o kadar büyük olur. Fizik ve astronomi öğrencileri şu formü­ lü öğrenir: F = ma; burada m kütlenin miktarını, a ise ivmeyi be­ lirtir. Yere düşen elma örneğinde, elmanın kütlesiyle ivmesini çarparsanız bu size kuvveti (Newton adı verilen birimdel verir. 3. Her eylem için bir eşit, bir de karşıt reaksiyon mevcuttur. Bir bowling pistinde ileri doğru atılan bir top ters yönde gelen bir topa çarparsa ilk top, ikinci topa ne kadar büyük bir kuvvet uy­gulandığına bağlı olarak, geriye doğru hareket etmeye başlar.
Reklam
Herschel'in kırmızı bir filtreyle yaptığı deneyler ilginç sonuçlar do­ğurdu: Herschel, filtreden hiçbir ışık geçmese de ısıyı hissedebildi­ğini fark etti. Bir termometre kullanınca "görünmez" ışığın epey sıcak olduğunu keşfetti. Bu görünmez ışık, görünen spektrumun kırmızı ucunun ötesinde olduğundan kızılötesi olarak adlandırıldı.
Astro­nom Galileo Galilei yeni inşa ettiği teleskobunu Jüpiter gezege­nine doğrulttu. Gördüğü şey onu hayrete düşürdü. Jüpiter tek başına bir cisim değildi. Merceğinde beliren üç adet sabit yıldız ol­duğunu anlattı. Galileo gördüğü şeyi çizdi ve sonraki birkaç gece boyunca bir noktanın daha belirmesini şaşkınlıkla izledi. Bu "sabit yıldızların" dördü de Jüpiter'e göre konum değiştiriyorlardı. Bu, astronomların kozmasa bakışlarını değiştiren bir gözlemdi; çün­kü tıpkı gezegenlerin Güneş etrafında dönmesi gibi Jüpiter'in de onun etrafında dönen kendi uyduları vardı.
Copernicus, gözlemleri ve çalışmaları aracılığıyla Dünya'nın, evrenin merkezi olduğu düşüncesine meydan okuyarak bütün gökcisimlerinin Güneş'in etrafında döndüğünü ileri sürdü. Mate­matiksel bir kesinlikle, güneş sistemindeki cisimlerin yörüngele­rinde nasıl dizildiklerini gösterdi. Dünya'nın, uzayda sabit şekilde durmak yerine, diğer gezegenler gibi Güneş'in etrafındaki bir yö­rüngeyi izlediğini gösterdi.
Bugün bizim için çok açık olsa da Copernicus'un döneminde, geze­genlerin Güneş etrafında dönmesi fikri sapkınlıktı. Yine de kitabı yayımlandıktan sonra Güneş'in güneş sisteminin merkezi olduğu fikri diğerlerini de -en önemlileri arasında Galileo Galilei, Johan­nes Kepler ve Isaac Newton vardır- Copernicus'un incelemelerini esas almaya teşvik etti.
Reklam