"Realite bu kadar sadedir. İnsan kendini onun önünden silebilse, işte, gerçekleştiği zaman trajedi bile bu kadar sadedir. İnsan kendini değil, ölçülerin bozguncusu yalancı ve yaygaracı, boşuna ümitlerin, kuruntuların, dehşetlerin yaratıcısı ve mevcut olmayanların tanrısı muhayyileyi silebilse, her şey, kendi kendisi hâlinde, ne kadar sade."
Simeranya'da insanın ruhu, bugün sanıldığı gibi bir "iç dünya" değildir; havayı dolduran ve gizliliği kalmayan bir mânâ kesafetinin fertler tarafından massedilişi ve bütün varlıkların birinden ötekine intikali hadisesidir. Orada insan devamlı bir mânâ atmosferi içinde yaşar. Sanki her ân bizi her şeye bağlayan sessiz bir musi- kinin ritmi içindeyiz. Bütün zıdlıklarımızı tasfiye eden bir ahenk. Şimdi sana izah değil, sadece biraz olsun sezdirebilmek için ancak bu kadarını söyleyebiliyorum.
"Bizim ebedi kalmaya namzet tarafımız, herkese, her şeye, her zamana, her mekâna şâmil ve Allah'a bağlı olan bu "şuurüstü" ruh bölgemizdir. Onu geliştirdiğimiz nisbette yalnızlık dramımızdan kurtuluruz. Her şeyle, herkesle, her zaman ve her mekânla, nihayet Allah'la beraber -bir seviyede değil, birlikte- oluruz. "
"insan denilen sosyal mahluk kendi.. kendi iç dünyasının mahbusu hâlinde, şifasız bir yalnızlığa mahkûm. Anlatabiliyor muyum? Bu.. bu egosantrik³ insan telakkisi, bütün aşkları anlaşmazlığa düşüren ve kine çeviren ters bir disiplin doğur muştur. Yalnızım, evet, herkes yalnızdır, yalnızız. Bunun geçen asırdaki edebiyatı çok zengin. Hatta unutulmuş bir temdir, artık. Fakat unutulması halledildiğini göstermez. Bütün ihtilaflarımızda yalnızlıklarımız çarpışıyor. Hatta kendi kendimizle mücadelelerimizde bile kendilerimiz çünkü bak, "kendi" var içimizde- birbirine karşı yalnız- dir."